Peki buradaki neyin savaşı!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Peki buradaki neyin savaşı!

Adeta “savaşta” bir ülke! Kadınlara savaş açmış erkekler, çocuklara savaş açmış erkekler, çocuklara savaş açmış çocuklar, öğretmenlerine savaş açmış gençler! Ve makineler, tezgahlar, hızarlar, inşaat iskeleleri, madenler… Adeta işçilere savaş açmış işyerleri, patronlar!

Peki buradaki neyin savaşı!

Savaşlarda, işgal ve saldırılarda öldürülen kişilere dair istatistikler ne ifade eder? Sayı büyüdükçe, sadece sayıyı!

Oysa her öldürülen, adıyla sanıyla, canıyla kanıyla büyük bir acının ta kendisidir. Başta depremler, felaketler, cinayetler; her kaybın acısı gibi tabii ama bu da nihayetinde cinayettir. Birtakım insanlar karar vermiş, birtakım insanlar ateşlemiş, bombalamış, vurmuş; sizin canınız alınmıştır.

İran’da ABD-İsrail saldırılarında “ölen” değil, “öldürülen” insan sayısı şu ana kadar 1300 civarında ifade ediliyor. UNICEF’e göre yüzde 30 kadarı çocuk. Bir okulda 160-170 küçük kız çocuğun bir anda ve birlikte öldürüldüğünü biliyoruz. Yüksek ihtimalle ABD marifetiyle. Böyle böyle 20 okul, 10 hastane vurulmuş. 400 kadar “çocuk cinayeti!”

Diğer tarafta da, ABD, İsrail ve Körfez ülkelerinde birer, üçer, beşer sayılar var. ABD’ye ilk aster tabutları gitti ve merak edersek, isimlerini öğrenebiliyoruz. İran’da da o ilk saldırıda öldürülen çocukların isimleri listelendi ama “uzun” olduğu için muhtemelen çok çok az kişi başından sonuna kadar okumuştur; ne kadar tepki duyarsa duysun.

Oysa listedeki her isim, listede olmayan başka isimlerin, annelerin, babaların, kardeşlerin, yakınların isim isim acısı, isyanı! Vicdanımız ile kaybımıza isyanımız arasında bir köprü olsa da, sınırın öteki tarafına geçmek kolay değil elbette!

Bu “hukuksuz” saldırıdan önce İran rejiminin, muhtemelen çoğu kadın olan katlettikleri de var, bir halkın acı okyanusunda. Bir “cinayetler cehennemi” olan ABD’de, bizzat devletin göçmen avında öldürdüğü kendi vatandaşları da var. İsrail’in elinde on binlerce çoluk çocuk Filistinlinin kanı var.

“İstatistik” mi? O zaman başka sayılar da vereyim:

Bir yılda 300’den fazla kadın, belki 400; kimi daha çocuk. Bir yılda 2 bin 100’den fazla çalışan; 94’ü çocuk yaşta can vermiş.

Bunlar “savaşta olmayan” bir ülkeden. Ülkenizden. “Kadın cinayetleri” denen “katil erkek cinayetleri.” Diğeri de “ekmek peşinde” olan insanların işyerinde, çalışırken, işle ilgili bir faaliyette “kaza” denen “iş cinayeti kurbanı” olmalarına dair.

Bu neyin savaşı! “Barış içinde” bir “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti”nde yüzlerce, binlerce ölü, öldürülen, katledilen.

Kocalar, ayrılma sürecindeki erkekler, eski kocalar, nişanlılar, sevgililer, aileden başka birileri büyük çoğunlukla; bir kadını, bir genç kadını, bazen bir çocuğu evde, sokakta, işyerinde nefretle, düşmanlığın, hiddetin çok ötesinde bir şiddetle katletmiş. Öğrencisinin öldürdüğü öğretmen de var, ayrılmak istediği kocasının öldürdüğü öğretmen de. Son ikisinin son örnekleri 2026 “istatistikleri”ne eklendi. Erkek çocukların başka erkek çocukları öldürdüğü cinayetler ise, “toplam cinayet” sayılarına!

Adeta “savaşta” bir ülke! Kadınlara savaş açmış erkekler, çocuklara savaş açmış erkekler, çocuklara savaş açmış çocuklar, öğretmenlerine savaş açmış gençler! Ve makineler, tezgahlar, hızarlar, inşaat iskeleleri, madenler… Adeta işçilere savaş açmış işyerleri, patronlar! 10 yılda işyerinde ölen-öldürülen 800 kadar çocuktan kimilerini bizzat o cepheye zorunlu stajdan ziyade mecburi askerlik gibi sürmüş devlet! Kadınları korumak üzere, üstelik bu ülkede tesis edilmiş Sözleşme’den sıvışmış bir iktidar!

Her vesileyle evlerinden, sokaktan, sözünden, yazısından, ifade hakkını kullanırken şarkısından “esir gibi, rehine gibi” toplanıp içeri atılanları saymıyorum. Onlar henüz “yaşıyor!”

Oralarda “haksız savaş” var. Kendi halkını katledebilen bir rejime, onun halkını bir de kendileri çoluk çocuk katletmek için saldıran ve kendi topraklarında ya da işgal ettikleri veya saldırdıkları topraklarda da çok sayıda insanı katleden iki saldırgan devlet var.

Peki buradaki ne? Sanki “tek tarafın saldırdığı bir iç savaş” gibi, katledilen kadınlar, çocuklar, işçiler, çocuk işçiler! Bunları önleyemeyen, tam tersine artmasına yol açmış bir devlet zihniyeti!

“Barış” mı dediniz, dedik, dediler!

İlgili İçerikler