Anayasa Mahkemesi, 3 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yer alan E.2025/219, K.2026/43 sayılı karar ile sporcuların yıllardır karşı karşıya kaldığı önemli bir vergi sorununa son verdi.
Anayasa Mahkemesi, Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan ve sporcuların ücretlerinden kesilen vergilerin yıllık beyannamede mahsup edilebilmesini, bu vergilerin kulüpler tarafından vergi dairesine ödenmiş olması şartına bağlayan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
Sorun, özellikle profesyonel sporcular açısından ciddi sonuçlar doğuruyordu. Sporcuların ücretlerinden gelir vergisi kesiliyor, bordrolarında bu kesinti gösteriliyor ve ücretleri kendilerine net olarak ödeniyordu. Ancak kulüp veya diğer ödeme yapan kuruluş, kesilen vergiyi vergi dairesine yatırmazsa, sporcu yıllık gelir vergisi beyannamesi verdiğinde daha önce ücretinden kesilmiş olan bu vergiyi mahsup edemiyordu.
Bunun sonucu olarak sporcu, fiilen ücretinden kesilmiş bir vergi için ikinci kez ödeme yapmak zorunda kalabiliyordu. Uygulamada uzun süredir sporcularda mükerrer vergi sorunu olarak adlandırılan tartışmanın temelinde de bu durum yer alıyordu.
Antalya 1. Vergi Mahkemesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta söz konusu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine vardı ve itiraz yoluyla dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Yüksek Mahkeme de yaptığı inceleme sonucunda düzenlemenin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verdi.
Kararda öncelikle verginin tahsilini güvence altına almaya yönelik düzenlemelerin kamu yararı amacı taşıdığı ve kanun koyucunun bu konuda takdir yetkisine sahip olduğu kabul edildi. Mahkeme, söz konusu kuralın kanunilik şartını taşıdığını ve verginin tahsilini hızlandırma amacı bakımından elverişli ve gerekli olduğunu da belirtti.
Ancak kararın düğüm noktası ölçülülük incelemesi oldu.
Anayasa Mahkemesi'ne göre ücretlerden yapılan vergi kesintilerinin vergi dairesine yatırılmasından sorumlu olan kişi sporcu değil, kulüp veya diğer vergi sorumlularıdır. Sporcu, ücretinden kesilen verginin daha sonra vergi dairesine yatırılıp yatırılmadığını denetleme ya da buna müdahale etme imkânına sahip değildir.
Üstelik vergi idaresinin alacağını tahsil etmek için elinde başka araçlar da bulunmaktadır. Kesilen ancak ödenmeyen vergiler, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında doğrudan vergi sorumlularından cebren tahsil edilebilmektedir.
Anayasa Mahkemesi, bu nedenle kulübün ödemediği verginin sonuçlarının sporcuya yüklenmesini ve aynı verginin bir kez daha sporcudan istenmesini kişiye aşırı bir külfet yükleyen bir uygulama olarak değerlendirdi. Kararda, kesintinin yapılmasından sonra artık sporcu tarafından kontrol edilmesi mümkün olmayan bir yükümlülüğün sonuçlarından sporcuların sorumlu tutulmasının mülkiyet hakkıyla bağdaşmadığı vurgulandı.
Dikkat çekici olan nokta ise Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını doğrudan mükerrer vergilendirme kavramı üzerinden değil, Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülülük ilkesi ile 35. maddesindeki mülkiyet hakkı çerçevesinde kurmuş olmasıdır. Anayasa Mahkemesi, devletin vergi alacağını güvence altına alma amacını meşru bulmakla birlikte, bu amaca ulaşılırken vergi mükellefine katlanması beklenemeyecek ölçüde ağır bir yük yüklenemeyeceğini ortaya koymuştur.
Kararın en önemli sonucu ise bundan sonra sporcuların ücretlerinden kesilen vergilerin yıllık beyannamede mahsup edilmesinin, kulübün veya diğer vergi sorumlularının bu vergileri vergi dairesine ödeyip ödemediğine bağlı olmayacak olmasıdır. Verginin tahsil edilmemesinden kaynaklanan risk artık kesintiyi yapmakla yükümlü olan kulüplerin ve diğer vergi sorumlularının üzerinde kalacaktır.
Böylece Anayasa Mahkemesi, yıllardır uygulamada eleştirilen ve sporcuların kendi kusurlarından kaynaklanmayan nedenlerle ikinci kez vergi ödemelerine yol açabilen bir düzenlemeyi hukuk düzeninden çıkarmış oldu.
Sonuç olarak
Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, vergi hukukunun temel ilkelerinden biri olan vergi mükellefiyeti ile vergi sorumluluğu ayrımını yeniden hatırlatmış oldu. Ücretinden vergi kesilen ancak bu verginin vergi dairesine yatırılıp yatırılmadığını denetleme veya buna müdahale etme imkânı bulunmayan sporcuların, başkalarının yükümlülüklerinden kaynaklanan sonuçlar nedeniyle ikinci kez vergi ödemeye zorlanamayacağı açık biçimde ortaya konuldu.
Karar, yalnızca sporcular bakımından önemli değildir. Vergi idaresinin alacağını tahsil ederken öncelikle kanunen sorumlu olan kişilere yönelmesi gerektiğini, mükelleflere ise ancak hukuken haklı ve ölçülü sınırlar içinde yükümlülük yüklenebileceğini göstermesi bakımından da dikkat çekicidir. Bu yönüyle karar, sporcu ücretlerinin vergilendirilmesine ilişkin bir uyuşmazlığın ötesinde, mülkiyet hakkı ile verginin tahsili arasındaki anayasal dengenin nasıl kurulması gerektiğine dair önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.


