The Beatles
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

The Beatles

Kulaklar için sihirli tablolar. Müzikal halüsinasyon. Lucy gökyüzünde elmaslarla uçuyor. Donumu da mı alacaksın gaddar vergi memuru? İşte güneş çıkıyor. Kişisel kaçışın ve yeniden doğuşun müzikal ifadesi. Bırak, ne olacaksa olsun. Rüyaların senfonisi. Sana yalnızca aşk gerekli. Cennette miyim, Beatles mı dinliyorum?

The Beatles

Günümüzde ortalıkta ve çevrimiçi binlerce kerameti kendinden menkul fenomen dolaşıyor. Ama bence fenomen olmayı gerçekten hak eden ve müzikte, modada ve hayat görüşünde kültürel bir devrim yapanlar Beatles'tır. Liverpool'lu bu dört genç özgürlüğü, yaratıcılığı ve modern kültürü yeniden tanımlamıştır.

Beatles’ın büyüsü yalnızca melodilerinde değil, cesaretlerinde gizlidir. 1960’ların ortasında kimsenin hayal bile edemeyeceği stüdyo denemeleri yapanlar, klasik müzikten Hint motiflerine, rock’tan psikedelik seslere kadar tüm kapıları açanlar onlardır. Bugün müzikte yenilikçi diye övdüğümüz ne varsa çoğu onların parmak izini taşır.

John Lennon’ın isyankâr ve şiirsel dehası, Paul McCartney’nin sınırsız melodik zekâsı, George Harrison’ın derin ruhani arayışları, Ringo Starr’ın Beatles'ın omurgası olan zarif davulculuğu bir araya geldiğinde bir mucize gibi benzersiz bir bileşim oluşturur.

Bugün pop müzikten alternatif rock’a, elektronik müzikten sinemadaki soundtrack kültürüne kadar gördüğümüz sayısız parçanın DNA’sında mutlaka Beatles vardır. Onlar sadece bir grup değil, modern dünyanın kolektif hafızasıdır.

Beatles'ın etkisi müziğin çok ötesine geçer. Onlar modadan, sanata, sosyal düşüncelere kadar uzanan bir kültür dalgasının öncüleridir. "All You Need Is Love / Sana Yalnızca Aşk Gerekli" gibi bir şarkı küresel bir barış ve birlik mesajıdır.

Beatles’ın başarısı insanlığın ortak dilini insanların birbirine anlatamadığını melodilerle anlatmasıdır. Dünya onlarla daha renkli, neşeli ve güzel bir yer olmuştur.

Bugün sizlere Beatles'in inanılmaz müziğini söyleyen başka sanatçıları tanıtmak istiyorum. Orijinal parçaları da karşılaştırabilmeniz için ilginize sunuyorum. Sizce hangisi daha iyi bir iş çıkarmış? Tabii taklitçilik her zaman daha kolaydır.

Elton John: Lucy in the Sky with Diamonds / Lucy Gökyüzünde Elmaslarla (1974)

Sizi başka diyarlara götüren ya da buna çalışan bir sürü şarkı bilirim. Ama bence çok azı Beatles'ın Lucy in the Sky with Diamonds'ı kadar canlı, büyüleyici ve kalıcı bir iz bırakan bir alem yaratabilmiştir.

Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club / Çavuş Pepper'in Yalnız Kalpler Kulübü albümündeki bu parça kulaklar için çizilmiş bir tablodur. Bir rüyanın senfonisidir.

John Lennon'un yumuşak vokali "Kendini nehirdeki bir sandalda hayal et" diye seni büyülü bir kapıdan içeri davet eder. Bu sihirli bir yolculuğun başlangıcıdır.

"Başının üzerinde yükselen sarı ve yeşil çiçekler. Gözlerinde güneş olan kızı ara." Bence bu parça Alis Harikalar Diyarında'nın psikedelik bir versiyonunu okumak gibidir. Dinleyiciyi ağaçları mandalina, gökyüzü reçel olan kaleydoskop gözler diyarına taşıyan bir araca bindirir. Kendimizi gerçeküstü göz kamaştırıcı bir imge dünyasında buluruz.

Şarkının baş harflerinin LSD'yi çağrıştırması onu her zaman bir spekülasyon ve tartışma konusu yapmıştır. Ancak John Lennon'ın oğlu Julian'ın okulda yaptığı "Lucy gökyüzünde elmaslarla" isimli bir resimden ilham aldığını açıklaması bu büyünün aslında bir çocuğun masum ve renkli dünyasından doğduğunu gösterir.

İlişikteki parçayı söyleyen Elton John onu kendi coşkulu dünyasına taşır, orijinaline saygı duyarken onu bambaşka bir parıltıyla göstermeyi başarır. Onun versiyonu şarkının temelindeki rüyamsı ve masalsı havayı korurken arena-rock şövalyesinin ihtişamını ve gücünü katar. Düzenleme orijinalindeki sakin, rüyamsı havadan sıyrılıp dinleyiciyi alıp göklere çıkaran coşkulu bir yolculuğa dönüşür.

Joe Bonamassa: Taxman / Vergi Memuru (2016)

George Harrison Lennon / McCartney ikilisinin yanında biraz arka planda kalsa da bence çok yeteneklidir. Müzik tarihinde vergi sistemine karşı yazılmış en zeki ve sivri dilli şarkıyı yazan George'dur.

1966 tarihli Revolver albümünün açılış parçası olan Taxman daha ilk saniyede dinleyicinin yakasına yapışır. Keskin bir gitar, neredeyse funk’a yakın bir ritim ve McCartney’nin saldırgan bası ortaya politik ve eğlenceli bir başyapıt çıkarır.

Şarkının mesajı açıktır. Harrison o dönem İngiltere’de çoğu zaman yüzde doksanlara varan yüksek gelir vergisi oranlarının sanatçıları nasıl boğduğunu ironik bir şekilde anlatır. Bunu bir protesto şarkısı olarak değil, keskin İngiliz mizahıyla süslenmiş bir pop klasiği olarak yapar.

Paul McCartney’nin çaldığı ateşli gitar solosu 1966 yılında rock gitarının nereye evrileceğini önceden haber veren bir işçilik taşır.

Taxman Beatles’ın pop sınırlarını zorlamaya başladığı bir dönemin simgesidir. Politik ama hafif, eğlenceli ama sert, minimal ama etkilidir.

Sana nasıl olacağını söyleyeyim / Sana bir, bana on dokuz / Çünkü ben vergi memuruyum.

Bu dize dönemin uçuk vergi oranlarının mükemmel bir özetidir. Daha da çarpıcı olanı vergi memurunun sadece paraları değil, hayatın kendisini de vergilendireceğini söylemesidir.

Yürürsen sokağı vergilendiririm / Oturursan koltuğu vergilendiririm.

Bu bireyin özel alanına yapılan bir saldırı, bir tür varoluşsal sömürüdür. Birey ile devlet, emek ile sömürü arasındaki kadim gerilimi zamanın ötesine geçen bir biçimde ustalıkla ele alır.

Joe Bonamassa bir şarkıyı cover’ladığında o parçayı kendi gitarının damarlarına işler, ona yepyeni bir ruh üfler ve sonra da sanki hep kendine aitmiş gibi çalar. George Harrison’ın sivri zekâsıyla yazdığı politik-rock klasiğini alır, onu dev bir blues solosuna dönüştürür.

Bonamassa'nın gitar performansı bir ustalık dersi niteliğindedir. Gitar soloları George Harrison'ın orijinalindeki keskin riff temelli yapıyı alıp onu öykü anlatan, duygu yüklü pasajlara dönüştürür. Joe'nin vokal performansı da en az gitarı kadar etkileyicidir. Beatles'ın hafif, nükteli vokal tarzını, blues ve rock'ın güçlü ve duygusal yorumuyla değiştirir.

Jeff Beck: A Day in the Life / Hayatta Bir Gün (2007)

A Day in the Life bir neslin ruh halini müziğe döken bir başyapıttır. Lennon'un gazetelerde okuduğu haberlerden esinlenen hüzünlü dizeleri ile McCartney'in sıradan ve gündelik hayata dair enerjik tutumu bir araya gelir. Kötü haberlerin ve belirsizliğin yarattığı melankoli ile bireyin bu kaostan sıyrılıp gündelik hayatına devam etme çabası buluşur.

A Day in the Life geleneksel şarkı yapısının tamamen dışına çıkar. Lennon'un hayalperest ve uyuşuk vokalleriyle başlayan bölüm giderek yoğunlaşan bir orkestra patlamasıyla son bulur. Orkestradan belirli bir notayı değil, bir duyguyu en düşük perdelerden en yükseklere doğru çalmaları istenmiştir. Ortaya çıkan ses kaosu, çözülmeyi ve sınırsız bir olasılıklar dünyasını temsil eder.

George Martin’in dahice düzenlemeleri sayesinde klasik müzik ile rock müziğin sınırları adeta erir. 40 kişilik orkestranın rastgele ve bağımsız yükselen notaları, bilinç sıçramasını andıran dev bir patlamaya dönüşür. Bu sadece deneysel bir an değil, popüler müziğin nereye varabileceğini gösteren bir vizyon belgesidir.

A Day in the Life müzikal dehasının yanında cesaretiyle de öne çıkar. Stüdyonun bir enstrüman olarak kullanılmasının, geleneksel olmayan enstrümantasyonun ve lirik derinliğin en güzel örneklerini verir. The Beatles'ın artık yalnızca bir pop grubu olmadığını ve sanatın sınırlarında dolaşan öncüler olduklarını kanıtlar.

Lennon–McCartney’nin düşsel kompozisyonu Jeff Beck’in elinde daha rüya gibi, karanlık ve duygu yüklü hâle gelir.

Jeff Beck'in A Day in the Life yorumu onun sadece bir gitar virtüözü değil, bir hikaye anlatıcısı olduğunun kanıtıdır. Bu performans bir cover'in ötesinde bir yeniden doğuştur. Beatles'ın yarattığı o mükemmel resmi alır ve ona bir gitar fırçasıyla yepyeni dokunaklı bir boyut kazandırır.

Jon Bon Jovi and Richie Sambora: Here Comes the Sun / Bak Güneş Çıkıyor (2015)

1969'un zorlu geçen iş toplantılarından ve grupla yaşanan gerginliklerden bunalan Harrison bir gün arkadaşı Eric Clapton'ı alarak Apple ofisinden kaçar ve Clapton'un bahçesinde güneşin tadını çıkarır. İşte o anda ilkbaharın o ilk sıcak günlerinin verdiği o tarifsiz huzur ve umutla Here Comes the Sun doğar. Şarkı kişisel bir kaçışın ve yeniden doğuşun müzikal ifadesidir.

Şarkı başladığında o yumuşacık akustik gitar bizi hemen sarar. Uzun, soğuk ve yalnız bir kıştı dizesi yalnızca bir mevsimi değil, insanın içindeki çöküşleri, belirsizlikleri, bitmeyen bekleyişleri temsil eder. Şarkının asıl büyüsü bu karanlığın hemen ardından gelen o ışığın sesidir. Güneş çıkıyor ve ben her şey güzel diyorum...

Here Comes the Sun'un en büyük gücü herkesin kendi hikayesine uydurabileceği evrensel bir duyguyu anlatmasıdır. Şarkı tüm bunların geçici olduğunu ve güneşin mutlaka tekrar doğacağını söyler. Bu duygusal ve ruhsal bir aydınlanmanın sembolüdür.

Jon Bon Jovi ile Richie Sambora’nın elinde bu eser bambaşka bir rock dokusuyla parlar. Sambora’nın parmaklarından dökülen temiz ve parlak akortlar Harrison’ın İngiliz pastoral tonunu alıp Amerikan rock geleneğinin yalın ve samimi sıcaklığıyla birleştirir.

Jon Bon Jovi Harrison’ın sakin umudunu kendi sesinin o karakteristik mutlu tonuyla yeniden yorumlar. Sesi bir çocuğun saf umudu ve bir filozofun derin tecrübesi arasında gidip gelir.

Müziğin iyileştirici gücüne inanıyorsanız bu performans sizin için şifa kaynağıdır.

Aretha Franklin: Let It Be / Bırak Öyle Olsun (1970)

Let It Be, Beatles'ın en çalkantılı dönemlerinde stüdyoda yaşanan gerginliklerin ve parasal sorunların gölgesinde kaydedilmiştir. Paul McCartney bir gece rüyasında ölmüş annesi Mary'yi görür. Annesi endişelenmemesini ve "Bırak öyle olsun" demesini söyler. Bu basit teselli dünyadaki milyonlarca insana umut olan şarkının temelini oluşturur. Kişisel bir hüzünden evrensel bir şifa kaynağı doğar.

Şarkının açılışı hüzünlü ve dingin piyano akortlarıyla başlar. Kilisedeki bir ilahiyi andıran giriş dinleyiciyi sakinliğe davet eder. McCartney'nin vokali hem kırılgan hem de güçlüdür. Sözlerdeki basitlik ve samimiyet, şarkıya duygusal bir ağırlık katar.

"Kendimi zor durumlarda bulduğumda Meryem Ana gelir bana" dizesiyle başlayan bu yolculuk koro kısmında doruk noktasına ulaşır. "Let it be, let it be" nakaratı bir mantra gibi tekrarlanarak kafaya işler. George Harrison'ın gitar solosu hüznü ve umudu aynı anda işleyen, sade ama usta bir dokunuştur.

Şarkının gücü taşıdığı insanlık mesajındadır. Şarkıda bir felaketin ortasında bile bir yol bulunması umudunu terk etmeyen bir bilinç vardır.

Beatles büyük bir cömertlikle parçalarını kendilerinden iki ay önce söylemesi için Aretha Franklin'e vermiş, o da Beatles'ın orijinalindeki sade düzenlemenin aksine onu gospel ateşiyle yakıp ruhun derinliklerinden gelen bir tapınak ayinine dönüştürmüştür.

 

Joe Cocker: With a Little Help From My Friends / Arkadaşlarımın Biraz Yardımıyla (2016)

Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band albümünde yer alan bu parça bir dostluk ve dayanışma manifestosunun pop müziğine dönüşmüş halidir.

John Lennon ve Paul McCartney şarkıyı Ringo Starr için özel olarak yazmışlardır. Şarkı Ringo'nun naif, sıcak ve güven veren vokaliyle mükemmel bir uyum yakalar.

Görünüşte basit bir soru-cevap formatında ilerleyen şarkı sözleri aslında varoluşsal sorgulamalarla doludur.

Eğer şarkıyı kötü söylersem ne düşünürdün? / Kalkıp beni terk eder miydin?

Bu dizelerdeki kırılganlık ve güven arayışı her insanın içinde taşıdığı kabul görme arzusudur. Şarkı bu korkuları dile getirir ve ardından güçlü, umut dolu bir nakaratla yanıt verir.

Arkadaşlarımın küçük yardımlarıyla idare ediyorum.

Şarkının müzikal dokusu da en az sözleri kadar güzeldir. Basit bir akort yapısı üzerine kurulu olmasına rağmen duygu yoğunluğu ile dinleyiciyi sarmalar.

With A Little Help From My Friends bize en karanlık anlarımızda bile etrafımızda olan dostlarımızın ışığıyla yol alabileceğimizi, yalnız olmadığımızı fısıldar.

Şarkı pop müziğin en ikonik cover'larına ilham kaynağı olmuştur. Joe Cocker'ın 1969 Woodstock performansı şarkıyı yeniden yorumlayarak ona daha hüzünlü, daha gür sesli ve blues kokan bir kimlik kazandırır. Bu versiyon da en az orijinali kadar sevilir.

Joe Cocker o derin kısık sesi, titreyen ama bir o kadar da kararlı vücut diliyle bize kolektif bir duyguyu iletir. Yıllardır bilinen bir melodiyi gospel dokusuyla ve blues ateşiyle yeniden yoğurur.

Aerosmith: Come Together / Bir Araya Gelin (2015)

1969 yılının efsanevi albümü Abbey Road'un açılış şarkısı Come Together ilk notasıyla birlikte dinleyiciyi ele geçirir ve onu alternatif bir evrene taşır.

Şarkı Paul McCartney'nin ağır bas riff'iyle başlar. Ona Ringo Starr'ın gevşek, sade ama etkili davul ritmi eşlik eder.

Bu ritmin üzerine John Lennon'ın dumanlı, distorsiyonlu ve adeta uğultulu vokali gelir. Lennon şarkıya gizemli, biraz ürkütücü bir hava katar ve bir karizma yükler. Harrison'ın gitarı tüm bu yapıyı süsleyen mücevherdir.

Sözler anlamı belirsiz sürreal imgelerle doludur. Bu belirsizlik şarkıyı her dinleyenin kendi zihninde yorumlayabileceği bir tuvale dönüştürür.

Come Together bir kuşağın birleşme, barış ve anlayış çağrısıdır. Şarkı o ikonik Abbey Road kapağındaki yaya geçidinde yürüyen dört Beatles üyesiyle özdeşleşmiştir.

Come Together Beatles'ın basit pop şarkıları yazan bir gruptan müziğin sınırlarını zorlayan sanatçılara evrilişinin göstergelerinden biridir.

Aerosmith’in Come Together yorumu bir şarkının nasıl ikinci bir hayat kazanabileceğinin bir kanıtıdır. Orijinale saygı duyar, ama onun gölgesinde kalmaz.

Steven Tyler’ın vokali orijinalin gizemli ve kaygan atmosferini alıp çiğ bir sokak enerjisine dönüştürür. Joe Perry’nin gitar riff'leri daha dişli, daha kalın ve daha karanlıktır.

Bana göre gelmiş geçmiş en iyi beş klasik rock grubu

  1. Led Zeppelin
  2. Beatles
  3. Pink Floyd
  4. Rolling Stones
  5. Who

"De gustibus et coloribus non est disputandum / Zevkler ve renkler tartışılmaz" derlerse de inanmayın.

Listemin içeriğine ve sıralamaya itiraz eden ya da aynen katılan sevgili okuyucularımdan geribildirim beklerim.


Bu yazıdaki tüm Beatles cover'ları

Yazıdaki tüm Beatles şarkıları

Kennedy Center Honors: Paul McCartney Tribute (2011)

Steven Tyler: Abbey Road Medley, Kennedy Center Honors 

İlgili İçerikler