"Canım bugün yazı yazmak istemiyor."
Bu basit cümle bizim basın tarihimize geçiyor.
1960'ta Demokrat Parti iktidarına karşı öğrenci eylemleri sırasında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybediyor.
Türk basın tarihinin önde gelen yazarlarından Çetin Altan ertesi gün köşesinde tek satırlık bir yazı kaleme alıyor:
"Canım bugün yazı yazmak istemiyor."
Bu cümle üç gündür beni fazlasıyla meşgul ediyor. Çetin Altan'ın o cümleyi yazdığında ruh halini tahmin edebiliyorum.
Bugün ise, benim düşünce dünyam daha farklı.
28 Mayıs seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu'na oy vermiş 25 milyon 432 bin 951 yurttaşın ruh hali nasılsa, benimki de öyle, biraz karışık.
Sürekli tekrarlanan yenilmişlik ile yeniden umut ve mücadele arasında gidip gelen, ikisini de aynı anda barındıran bir ruh hâli.
Hepimizin kendisiyle hesaplaşması gerekiyor. İktidarın özellikle son beş yılda gösterdiği her türlü olumsuzluğa rağmen, neden bir türlü değiştiremediğimizi açık yürekle ele almamız gerekiyor.
Olumsuzluklar zinciri
Durum malum, yandaşlar bile yazıp çiziyor.
Türkiye'nin görmediği bir hayat pahalılığı... Deprem felaketinde iktidarın gözle görünür aczi... Rant... Ayyuka çıkan yolsuzluk iddiaları... Yargı bağımsızlığının ortadan kalması, adalete erişimin, hukuk devletinin olağanüstü aşınması... Toplumda aşırı kutuplaşma... Sığınmacılar gibi dev bir sorun... Kadınların ikinci sınıf yurttaş haline düşürülme tehlikesi... Laik Cumhuriyete pervasız saldırılar...
Bunlardan bir teki bile, herhangi bir ülkede, hele de 21 yıldır süren bir iktidarı çoktan devirmeye yeterken, bizde bu gerçekleşmiyor.
Neden?.. Neden gerçekleşmiyor?.. Neden?..
Belli ki, bir yerde değil, çok yerde hata yapılıyor.
Garip, ayıp ve sorumsuz bir biçimde şu ana kadar hiç kimse bunun faturasını ödemeye hazır olduğunu ilan etmiyor.
Hiç hesaplaşma olmadı
O ünlü deyişle, "Adam" 21 yıldır kazanıyor, muhalefet 21 yıldır kaybediyor.
Ve ben hiç hatırlamıyorum...
Kaybedilen her seçimden sonra, başta CHP, muhalefet partilerinin analitik, geniş çaplı, çok yönlü, objektif bir seçim muhasebesine giriştiğini hatırlamıyorum.
Seçim sonrasında önce biraz bla, bla, bla...
Ardından hiç bir şey olmamış gibi...
Devam!..
Artık yetti!..
Evet, bu seçimde kara propaganda, iftira, devletin bütün olanaklarının insafsızca kullanılması, insan hakları ve demokrasiye aykırı uygulamalar, yalanlar, ele geçirilmiş medyaya rağmen, yine de...
Kılıçdaroğlu'na inanmış, iktidarın değişmesi amacıyla oy veren 25 milyon 432 bin 951 kişiye nasıl hesap vereceksiniz?
Kafası bozulan = 36 parti
Siyasette bir başka garabet var.
Akşam kafası bozulan, sabah kalkıyor, parti kuruyor!..
Siyasetteki bu parçalanma iktidar ve ortaklarına yarıyor.
Çok fazla türdeş parti var ama, yan yana gelmiyor, gelemiyor.
Seçime girme hakkını elde eden 36 parti var, onların 26'sı Yüksek Seçim Kurulu'na milletvekili listelerini sunuyor.
Seçime giren sol partilere bakıyorum.
Türkiye İşçi Partisi, Sol Parti, Türkiye Komünist Hareketi, Türkiye Komünist Partisi, Emek Partisi, Halkın Kurtuluşu Partisi.
Türkiye İşçi Partisi 940 bin 230, diğerlerini topla, ancak 159 bin 405 oy alıyor.
Aralarında hangi ideolojik farklılık var ki, bu ölçüde parçalanmışlık?..
Tam ters yönde, MHP hariç, milliyetçi cephede, İYİ Parti, Zafer Partisi, Adalet Partisi, belki başka partiler de var, bilmiyorum, neyi paylaşamıyorlar da, ayrı parti kuruyorlar?..
Bir de, ortada duran, kimseyi beğenmeyen ama, hiç bir kıymet-i harbiyesi olmayan partiler var. Onlar neye hizmet ediyor?.. Neden bölük pörçük ortada dolaşıyorlar?..
DEVA ile Gelecek Partisi arasındaki fark ne?.. Gerçi, birleşseler kaç yazar ama, iki ayrı partinin mantığı ne?.. Memleket Partisi ne işe yarıyor?.. Adını hatırlamadığım diğerleri?..
Bu parçalanmışlığın AKP'ye yaradığını fark etmemeleri mümkün mü?..
Ediyorlarsa, neden ayrılar?..
Etmiyorlarsa, siyaseti zaten bıraksınlar!..
İttifaklar hikâyesi
Siyasi tarihin anlattığı şaşmaz bir kural var.
Muhalefetin parçalanmışlığı iktidarlara yarıyor, tarihte örnek bol, parçalanmışlık otoriter rejimlere yol açıyor.
Gerçi, son seçime giderken ittifaklar kuruluyor. Ancak, iktidar bloğu ittifakını sağlam tutarken, Emek ve Özgürlük İttifakı çatlıyor. TİP seçime kendi logosu ile giriyor, EMEP Başkanı birinci turdan sonra partisinden istifa ediyor. Binde şu kadar oy alan bir partide kim, neyi paylaşamıyor?..
"Sosyalist Güç Birliği İttifakı" adı altında seçime giren üç sol parti, YSK'ya ayrı ayrı milletvekili listesi sunuyor!..
"Mavi kitap"
Almanya'da Hitler döneminde çeşitli zamanlarda hapse atılan ünlü yazar Erich Keastner o yıllarda tuttuğu notlardan oluşturduğu "Das Blaue Buch" (Mavi Kitap) isimli eserinde dikkat çeken bir ayrıntıyı aktarıyor. Rejimin değiştiğini topluma anlatmak amacıyla:
"Hitler döneminde zorunlu bıyık bırakan erkekler, Hitler'den sonra ilk iş olarak bıyıklarını kestiler." (Das Blaue Buch, s.22).
Bu alışkanlık sonraki yıllarda sosyal demokratlara geçiyor. Ne zaman iktidara gelseler, kendilerini yenilemek adına, simgesel olarak, aralarında bıyıklarını kesenler var.
Bizde 21 yıldır bıyıklar yerinde!..
Muhalefet liderleri de yerinde!..
Yazı yazmak
Bir gazeteci için hayatın vazgeçilmez kurallarından biri yazı yazmak. Hatta, o ünlü laf var ya, yazı yazacak yer bulamazsan, duvara yaz, diye.
Yazı yazacak yer var ancak, 28 Mayıs seçimlerinden sonra, içimden eskisi gibi, her gün yazı yazmak gelmiyor. Herhalde zaman zaman...
Tek tek ve hep birlikte özeleştiri zamanı.
|
Yalçın Doğan kimdir? Yalçın Doğan, 1965 yılında Alman Lisesi'ni, 1969'da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Gazeteciliğe 1973 yılında Cumhuriyet'te ekonomi muhabiri olarak başladı. 1981 yılında Cumhuriyet Ankara Temsilciliğine atandı. 1989'da köşe yazarı olarak geçtiği Milliyet'te önce Yayın Koordinatörü, 1999'da Genel Yayın Yönetmeni görevlerini üstlendi. 2003'te Hürriyet Gazetesi'nde sürdürdüğü köşe yazarlığı 2015 yılında sona erdi. O tarihten bu yana T24'te köşe yazarlığına devam ediyor. Türk Dil Kurumu, Sedat Simavi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'in çeşitli ödülleri yanında, 2014'te yılın en iyi köşe yazarı, Halk TV'nin 'Kırılmayan Kalemler' ödülünü kazanan gazeteciler arasında yer aldı. Her biri özgün araştırma içeren IMF Kıskacında Türkiye, Dar Sokakta Siyaset, Fenerbahçe Cumhuriyeti, Savrulanlar kitapları ile anılarını derlediği Sussam Susulmaz Yazmasam Olmaz kitaplarını yazdı. Ayrıca, Komünist Enternasyonelde Faşizmin Tahlili başlığı ile yayımlanan Almanca'dan yaptığı bir çevirisi bulunmaktadır. Almanca ve İngilizce bilir. |


