Madem “halk, sokak” diyorsunuz, oradan yürüyeceksiniz!
Özgür Özel ve yol arkadaşlarının önünde sayısız örnek var: Macaristan’da “asla gitmez” denen ve zaten gitmemek için bir “baskı, yolsuzluk, hukuksuzluk, korku rejimi” kuran Orban’ın gidişi gibi…
New York’ta partisinde ön seçimi kazandığı halde karşısına iki parti ağalarının da desteklediği “maybetmiş aday”ın çıkarılmasına rağmen Mamdani’nin seçilişi gibi…
İrlanda’da bağımsız Catherine Connolly’nin, sokaklardan bir koalisyon oluşturarak Cumhurbaşkanı seçilmesi gibi…
Hatta daha yakından, Erdoğan ve partisinin, bir zamanlar Özal’ın yükselişi gibi de! 70’lerin Ecevit’i bile.
Madem kopartarak, dağıtarak eritmek, güçsüzleştirmek, süründürmek istiyorlar… “Yeniden doğuş” gibi.
Bunun en sağlam formülü, sadece mitingler değil; medya yoksa sosyal medyanın ve yüz yüze gelmelerin , örgüt paralize ediliyorsa gönüllüler ordusu kurmanın, mitingler yetmeyecekse hane hane kapı kapı dolaşmanın nice örneği var.
Bu örneklerin hepsinde, yerliler dahil, kapsayıcılık meselesi var. “Sağ yalanlar”la da becerilmiş bu kapsayıcılığın “sol samimiyet”ye yapılmabilmesi de var.
New York Times’da N. Gessen “Bu Orban’ı alt eden formül… Trump’ı da alt edebilir” başlıklı bir makalede “Macar formülü”nü yazdı. “Dünyanın Tozunu Atalım!” başlıklı kısa kitabımda, Mamdani, Connolly ve birçok örneği sıraladım. Yeni ve canlı örnekler ortada.
Madem “Cumhuriyet Halk Partisi” bölünmek, muğlaklaştırılmak, flulaştırılmak, şaşkınlaştırılmak, çaresizleştirilmek için KK’yla bezendi; bir nevi “Cumhuriyet Halk Hareketi” olabilmek var.
Ve bugün ülkede baskı rejimi nereye kadar giderse gitsin, net mesajlarla “kapsayıcı” olabilmenin şartları da epeyce var.
Sadece sivil toplum örgütleriyle dayanışma değil, bizzat halkın yanında, karşısında, nefesinde, sesinde olabilmek için zemin ve iklim var. Buna yıllarca AKP’ye oy vermiş insanlar da dahil.
Macar sosyolog Balint Magyar, Orban’ın baskı rejiminin çizdiği duvar gibi hattın yarılmasında “Otokratik Yarma” benzeri bir terim kullanmış: Yani artık değişimin imkansız sayılacağı bir hat ve onun yeni bir hareketle, sokaklardan, halkın içinden yarılması, aşılması.
“Devrim” de böyle bir şeydir ama onu bekleyemeyeceğimize göre, “ana muhalefet”ten “ana muhaliflik”e geçiş de siyasette bir devrim olabilir.
Kapsayıcılığın kaba formülü şöyle bir şey olmalı: Halkın tüm acılarını, tüm dertlerini ve ne kadar kalmışsa tüm umutlarını kardeş kılabilmek. “Ahlaksız ve vicdansız bir rejim ve hempaları”na karşı, bir ahlak ve vicdan dili” bulabilmek.
Bunun için de, bir zamanlar “yerin dibine” batırıp sonra bir kukla, bir robot, bir kortuluk, bir zombi gibi allayıp pullayıp çıkardıkları KK’ya takılmamak, onu oraya püskürtenleri bir an gözden kaçırmamak gerekiyor herhalde!
İktidar, CHP’nin ilerleyişini önce İmralı-DEM operasyonlarıyla aşmaya çalıştı; sonra belediye operasyonları geldi. İlki bir ileri bir geri gidince, ikinci yetmeyince, genel merkezi ve parti yönetimini yıkarak o “barış meselesi”ni de yerinde saydırmaya geçti.
Öyleyse Altılı Masa gibi dıngılca şeyler değil, ama sahici, samimi ittifaklara da bir bakmak var. Ana meselenin cumhurbaşkanlığı seçimi olduğu bir rejim kuruldu. Ama bu onu kaba güç haline getirirken, aynı zamanda güçsüzleştiriyor. İki adayın kaldığı bir seçimde mesela, oylar da ikiye ayrılıyor: ya onu ya şunu seçeceksin! Bu “güçlü iktidar”ın esasen en zayıf halkası. Kurduğu rejim demokratik değil, hukuki ve ahlaki değil, ama işte tam da orası en ince yer! O güç el değiştirdiğinde, “tersine otorite” tehlikesi de bir bomba gibi duruyor iktidarın elinde.
Önünüzde bir “mutlak” iktidar var, bir “patlak” KK var; bir de ne olursa olsun, vicdanı, muhakemesi olan, yoksulluk ve adaletsizlikler depremlerinde sabır taşı çatlayan bir halk var.
İlkine yürüyebilmek için, değiştirebilmek için aradaki KK’yı atlayıp geçerek üçüncüye koşmak var. Öyle soyut, kimliksiz, şikayetçi, mağdur, mazlum sözlerle değil; acılarını kucaklayıp umutlarını çoğaltarak! Samimi, sahici, hakiki ve hakkaniyetli, somut bir dille.
Özgür Özel, parti liderliğini isterken, belki de tahmin etmediği biçimde, “19 Mart” 2025’ten beri biraz da zoraki biçimde “sokak ve halk lideri” haline geldi. Artık “Özel” mi kalacak, yoksa gerçekten “Özgür” mü olacak, takılıp kalacak mı, yoksa dünyadaki birçok örneği gibi çok yoldan, çok kanaldan engelleri yıkacak o formülleri mi bulacak, bilmiyorum ki!


