‘Devrim’ hayali bile ‘karşıdevrim’in kâbusudur!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

‘Devrim’ hayali bile ‘karşıdevrim’in kâbusudur!

İstediğiniz kadar ayırın; o halkı şu halktan, şu devrimi berikinden koparın… Bir bakmışsınız, bir devrime aynasız yakalanmışsınız. Devrimin kelimesinden dahi ve nefret eden şahsınız, bir bakmışsınız, "devrim gibi; adeta devrim" diye şakımışsınız

‘Devrim’ hayali bile ‘karşıdevrim’in kâbusudur!
Kaynak: Sosyal medya

İktidar “sonunda” ana muhalefet partisinin il başkanlığını da “ana muhalefet”e karşı ablukaya aldı. “Sonunda” yazdım ama, kiminin “darbe” dediği bu silsile elbette “son” değil; “daha görecek neler var çocuklar!”

Cümlenin girişini “iktidar sonunda” diye tırnak içine alsam, başka bir mana da çıkar ortaya. Çünkü “sonunu gören” lakin görüp de “sonunu” istemeyen iktidarların, hele despotik rejimlerin “sonunda” ve “en sonunda” neler yapabileceğini tam tahmin edemesek de tarihteki örneklerinden biliriz. Yine de “eninde sonunda” bir “son” gelir!

“Darbe” denince bir kere, “karşıdevrimler” de gelir akla. “Karşı”yı çarşıya yollarsan, tek başına “devrimler” de kalır; ya akılda ya hayalde ya da hayatın fırtınalarında.

Aşağıdaki esas yazı, ne zaman nasıl ve ne tür bir ortamda biteceğini bilemediğim ömrümün, bilebildiğim onlarca yılının hayali, aklımın ve kalbimin hem kaderi hem kederi. Hepsinden daha önemlisi, “umut” dediğimiz hissiyatın ve onu beslemiş olan tarihi mücadelelerin, insanın dünyayı değiştirme tarihinin, aklımdaki ve kalbimdeki sürekliliği.

O yazıyı yıllar yıllar önce yazmışım. Sonra da hemen önüne yazdığım “italik” girişi ekleyip bir yıl önce yine yazmışım. Bugün de yeni bir giriş yaptığım gibi. Şimdi yine, yeniden. Müsaade ederseniz, öncelikle kendim için. En kara günlerde bile, umudumu dik tutabilmek için.

Duygusu ve umudu biraz olsun size de geçerse, “en kötü günler”in bile giderek daha çok insanın içinde “iyilik” umudu ve azmini büyüttüğünü, tarih hemen size de fısıldayacaktır. Çünkü hayat karardıkça, karartıldıkça; ışığa özlem de büyür. Belki bir “dolunay” olur, hatta “kızıl bir ay” denk gelir; belki gelip geçer… belki de güneş açar inadına.

Filistin protestosunda bile “Cumhurbaşkanı’na hakaret” diye kendi vatandaşını avlayan, o konuda bile “ikiyüzlü” olan, her “karşı”yı emir-komuta “yargı”sıyla ve polis barikatlarıyla, gazıyla, copuyla karşılayıp hayatı karartan bir rejime karşı, umuda ve birbirinize sarılmayıp da ne yapacaksınız zaten.

Belki o sırada bile aklınızda “devrim”in kelimesi, bir hecesi, tek harfi bile yoktur ama “karşı devrim” en azından aklınıza, kalbinize, hayatınıza çoktan sızmıştır.

“Devrim”in ilk büyük devrimi, kelime anlamı olarak kendisiyle mücadelesidir nihayetinde. “Revolution” kökeninde, “re” ekinden ötürü “geriye gitmek” iken, insanın aklı, kalbi, mücadeleleri sayesinde, bunlara saygısıyla, etimolojik köklerine rağmen “ileri gitmek” manasını kazanmamış mıdır?

“Kelime-kavram” bile kendi manasında “devrim” yapmışken, kendi zihnimiz, tarihteki birçok örnekleri gibi, en azından umut hattı sathında neler yapamaz ki!

“İmkansız” görüleni tasavvur edebilmek bile, “gerçek” görünenin değiştirilebileceğini anlatmaya başlar. Sonrası tarihe ve talihe, kendi eseriniz de olan tarihiniz ve talihinize kalmış. Hayat nasıl akarsa aksın, böyle gidemez çünkü!

Bu yazıyı daha önce okumuş olanlarınız vardır. Çünkü bu yazı, belki de çoktan 10 bini aşmış makalem arasından başka bazıları da "kalbimin kaderi." O yüzden bazen kalbim kaderimle, bazen kaderim kalbimle yüzleşir. Bunun gibi bir yazı zaman tünelinden çıkar gelir, benimle hesaplaşır önce.

Yazıları genellikle kalbimle yazarım; tek başına kadere inanmasam bile, kalbin bir kaderi olduğuna inanırım. Burada hüküm süren "kader" umut dokur, sevgi yazar, bazen öfke öfke taşar, ama ne olursa olsun yazı kendi kaderini yaşar.

"Kayıp kuşaklar"a binlerce, on binlerce her manada "kayıp çocuk"un eklendiği bir ülkede, inanırım ki, yazının kaderi onların kaderinin değişebilmesi için onları ve olanları görebilmektir.

Bu yazıyı, yine ve yeniden, "darbeci Sisiciği" ile barışıp halkının önemli bir kısmına düşman olanlara da gönderiyorum buradan. Bir sokak röportajında ya da sosyal medya hesabında, eleştirisini veya bazen öfkesini dile getirip "halkı kin ve düşmanlığa teşvik ettiği" ya da "makama hakaret" veya "halkın bir kısmını aşağılama" gerekçesiyle, bazen de bahanesiyle insanlar toplanırken, halkının ruhunu yara yara, böle böle; önemli bir kısmına "hakaret"i, aşağılamayı mubah görenlere de.

Halklar intihar edemez… Bunalınca belki ayaklanır… Ayaklanır da belki katledilir. Belki iyice siner… Siner de bir gün yine patlar.

Tek tek insan, güçsüz, takatsiz, nefessiz, çıkışsız kalabilir. Yalnız kalan insanı koruyamayabilir, ıskalayabilir, unutabilir, bir uçurum kenarında bırakabilir, düşüşüne yetişemeyebilir ötekiler.

Ama halklar öyle değildir. Evlatlarını verir, bazen aklını, ruhunu, haysiyetini, hakikatini bile verir. Kendinden korkar, kendine düşman olur, düşmanını kendinde arar, kendini kaybeder, kendini şaşırır, kendini yaralar, kendi gururuyla aptallaşabilir bile…

Ancak halklar intihar edemez; hayat ve hakikat bazen kuşaklar atlar, derinlerde kim bilir kaç kış uykusu uyur, ıssız, ışıksız kalır; bazen kendi hakkına ihanet bile eder, bir zorbalığın ekmeğine kan sürer ama… Gün gelir tarih yapar… Devrim yapar… Altüst yapar.

Bir bakmışsınız, siz ve siz, hani devrimden kafadan nefret ederdiniz; bir gün mecburen bir devrim sevmişsiniz.

‘Devrim’ hayali bile ‘karşıdevrim’in kâbusudur!.

O yüzden, siz bile bilirsiniz: Her mağrur bir gün karşısında mazlumunu bulur. Her zorbalık yürür yürür de bir halkın duvarına vurur. Her despotun kibri gün gelir bir meydanda toz olur.

Çünkü devrim, insanın ve tarihin esasıdır.

Çünkü her dinin yola çıkışı bile devrim; ötekiler gibi, dini zorbalıkları yıkan her şey de devrimdir. Çünkü halkların son barınağı, son sığınağı, son yığınağı ve son umudu bazen bir devrim olur!

Nihayetinde, bilirsiniz zaten, her kibrin sonu da kabir olur!


Not: “Barış” süreci ile “Gerilim” sürecinin ortasına İzmir’de iki polisi “şehit” eden bir saldırı düştü. 16 yaşında bir “çocuk” saldırgan. “Muamma” hemen çözülebilir de göründüğünden daha karmaşık da olabilir. Ne olursa olsun, bu ülkede açılan her yara, dökülen her kan herkesi yaralıyor. “Çocuk katil zanlısının şehit ettiği ve yaraladığı polisler” de çocuk sahibiydi muhtemelen. Nasıl bir saik, nasıl bir itekleme, nasıl bir teşvik ya da hainlik bir çocuğu katil haline getirebiliyorsa…

Saldırının olduğu polis merkezi Çetin Emeç Mahallesi’nde… Hala karanlık sayılabilen bir saldırıda öldürülen gazeteci “Çetin Bey.” Ülkenin kanlı ve acı tarihi hep kendini hatırlatıyor!

İlgili İçerikler