Araçlar amaç, amaçlar araç olursa!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Araçlar amaç, amaçlar araç olursa!

Bu “süreç” sürmeli. CHP de “İmralı’ya atmadığı adım”ın karşılığında, Meclis’te ve halk nezdinde samimiyetini ispat edebilmeli

Araçlar amaç, amaçlar araç olursa!

Belki de olan şu: “Barış” araçları amaçlaştırılırken, barış amacı da araçlaştırılıyor!

İktidarın, Meclis komisyonuna verdiği adla, gerçekten “Milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi” diye samimi bir hedefi varsa, yani “milli” de olsa dayanışma, kardeşlik ve demokrasi içten bir dert ve hedefse, bunu zaten kimse engelleyemez.

Fakat şu da var: Tam ne yaptığı, nereye vardığı bilinmeyen bir Meclis komisyonu, AİHM kararlarına rağmen içeride “Kürt partisi”nin liderleri, cezaevlerinde Gezi, ana muhalefet partisi belediyeleri, gazeteci, öğrenci, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” tutuklu ve mahkûmları varsa, seçilmişlerin yerinde kayyumlar oturuyorsa, kadınları, çocukları, LGBTi artı insanları kuşatan dayatmacılıklar azıyorsa… Bunları gören kimileri de “dayanışma, kardeşlik ve demokrasi” lafına tepeden tırnağa inanamaz.

Barış, dayanışma, kardeşlik, demokrasi gibi kavramların; iktidar ve elindeki devlet, yargı, kolluk, güvenlik tarafından darmadağın ve tarumar edilip “sözde”liğe indirildiği bir ülkede yaşıyorsanız, yazının girişindeki amaçlar ve araçlar konusunda da pekala şüpheye düşebilirsiniz.

Bunlarda gerçekten samimiyet varsa, Bahçeli’nin ilk çıkışından beri en azından; İmralı kadar, Silivri, Edirne ve diğer her yerdeki “barış, dayanışma, kardeşlik, demokrasi” adımlarını da izliyor olurduk.

İşte o zaman CHP de tam ofsayda düşerdi. Oysa şimdi en fazla “VAR”a gidersiniz! Orada da, Kürt sorunu, barış meselesi kadar dünya çapında antidemokratik şöhret yapmış bir iktidar ile yok etmek istediği muhalefeti de hayat tarzları, insanlar ve rakiplerini de görürsünüz.

Bunları da yıllarca “Kürt sorunu” ve “devlet sorunu”nda onca yazısı arşivlerde duran biri olarak yazıyorum. Şu “barış, dayanışma, kardeşlik, demokrasi” kavramlarını; “hukuk devleti, insan hakları” meselesini durmadan yazmışımdır. 

CHP’nin “İmralı’ya gitmeme kararı”nın, Meclis’te ve her yerde, gerçekten bir süreç varsa, buna katılarak, katkı sunarak, seçmenini ikna ederek “yıkıcı” olmayabileceğini de düşünürüm. Ama kimse de bu kadar “kıymetli” adları olan ama adımları bir ileri bir geri olan bir süreci, tek başına “İmralı’ya geldin-gelmedin”e bağlamamalı.

“Kürt sorunu”nun yıllarca bir nefret, kin, kan sorunu olarak idrak edilmesinde “siyasi, milli, devletçi, nefretçi” taraf olan Devlet Bey’in, “Ya biz neyi yanlış düşünmüş, yanlış yapmıştık” diye tek bir özeleştiri yapmadan şimdi “barış öncüsü” olması da değersiz değildir elbette. Tarih sadece nefret ve şiddetle değil, bundan dönebilmekle de yazılır. Hele Meclis’teki, partideki parmak çocuklarınızı kolayca ikna etseniz bile, yıllarca “doldurduğunuz” seçmeninizi ikna edememe riski büyükse de.

Aynı şey tam tersi taraftan Öcalan için de geçerli olabilir. Onun da “parmak çocukları” var elbette. Ne derse, ne yaparsa doğru bulan; tartışmayan, tartışamayan. Ama oradaki “samimiyet”in gücü, “silahlı ve kimi biraz silah yakan kadrolar” bir yana, DEM’lilerin ve “HÜDAPAR yörüngesinde olmayan” Kürt seçmenin gerçekten barış ve demokrasiye, insan haklarına hasret olması.

Ben de biliyorum; daha farklı kuşak ve görüşlerdekiler hariç, ne CHP’nin “Kemalist damarı” yani en azından önemli kısmı, böyle bir sürece yakın veya yatkın; ne CHP’nin “Tek parti tarihi” bu açılardan parlak. Ama “Halkların kardeşliği”ne yakın duran 12 Mart sonrası “sol kokulu” iki kısa Ecevit iktidarı dışında, CHP de 75 yıldır bu devlette iktidar olmadı.

Yani, siz bir DEM’li olarak sadece CHP için “inkârcı” der ve neredeyse çeyrek asırdır iktidar olan ve her hücresiyle devlet haline gelmiş, devleti kendi haline getirip kendine benzetmiş birilerini tam teşekküllü “dayanışma, kardeşlik, demokrasi” şahikası sayar gibi olursanız, tarihten de bugünden de pek bir şey anlamamışsınız demektir.

75 yıl önceyi elbette unutmamalı… Ama 25 yılı da, lütfen! Sadece 2025 bile yeter de… Elbette bugün ve yarın da önemli. “Barış, dayanışma, kardeşlik, demokrasi” en azından gençlere, çocuklara çok kıymetli bir miras olabilir. Gerçekten samimiyetle, bunları birisinin iktidarı sürsün diye güdük laflardan ve manevralardan ibaret kılmadan.

HEP’i hatırlıyorsunuzdur siz de. Çünkü şu 35 yılda onca mahkumiyet, dokunulmazlık kaldırılışı, kapatma, cezaevi ve zulümle akan “Kürt parlamento tarihi”nin ilk büyük adımı. Ahmet Türk başta, 18 HEP milletvekili SHP listelerinden Meclis’e girmişti. Yani CHP ve türevleri tarihinde bu da var. Sonrası “milli sağ”ın ve devletin, derini de dahil, yüklenmesi; dokunulmazlıkların kaldırılışı, yaka paça atılmalar, tutuklamalar. Faili meçhuller! 

Tarihi de talihi de, o günleri de bugünleri de bilen Ahmet Türk belki de o yüzden, “Kürtler için en kötü dönem AKP dönemi” diyebiliyor. Elbette ne hayat ne tarih, sadece kin ve nefret birikimiyle akar. En azılı düşmanlar barışabilir, birbirini katletmiş milletler huzur bulabilir, bir eli ötekinin boğazındaki halklar kardeşliğe bile gidebilir. Bunun için bazen, dünü hep hatırlasan da, bugün ve yarının hayatiyeti adına biraz unutmak, ezberlerinden, korkularından, nefretlerinden sıyrılmak gerekir. Bu sadece siyasetçiler için değil, hepimiz için de böyle.

Bahçeli ilginç bir şahsiyet. Ne kendi geçmişini ne yakın geçmişi hatırlayıp yeni bir safhaya, yeni bir sayfaya geçiyor. Başta partisi, herkesten de unutmasını istiyor. Bu da bir beceri! 

Ama büyük ortağı daha da ilginç bir şahsiyet. Çünkü o unutmuyor ve unutmadan, hep kafasında bir dolu hesapla bir o taşı bir bu taşı oynuyor. Bahçeli seçmenini kaybetme riskini de göze alırken, ömrünün belki de son dönemecinde; yıllarca yerin dibine batırıp yıllardır da neredeyse övgüye boğduğu büyük ortağının her adımı, daha önce aç kapa yaptığı “açılım”daki gibi, oy ve oyun.

İmralı’ya gidip gitmemek bir tartışma ve nihayetinde herkesin kendi kararı. Ankara ve İmralı’daki “tek adamlar” ne dayanışmanın ne kardeşliğin ne de demokrasinin tek ve gerçek temsilcileri olabilir. Elbette karar süreçlerinde onların attığı, atacağı her adım ve samimi olup olmadıkları çok önemlidir ama nihayetinde, tarihini de talihini de yazacak olan halklardır. Ne kadar dışında kalırlarsa kalsınlar, bir ara içeri dahil oluverirler.

Bu “süreç” sürmeli. CHP de “İmralı’ya atmadığı adım”ın karşılığında, Meclis’te ve halk nezdinde samimiyetini ispat edebilmeli.

Pervin Buldan’ın aceleyle yazıp acele sildiği “Artık ana muhalefet DEM’dir” sözünü de duymamış olalım. Çünkü seçilmişleriyle, oylarıyla birlikte ana muhalefeti yok etmek isteyen bir iktidarın ve “tek adam”ın niyetini okumak başka, o niyeti bir de böyle dokumak başka!

İlgili İçerikler