Beş yıl önce bir üniversitede master derecesi elde etmek isteyen hemşire öğrencilerine, “On-on beş yıl sonra başarılı bir insan olduğunuzu düşünmeniz için neler yapmış olmanız gerekir?” diye sormuştum. Öğrencilerin hemen tümünden, pahallı marka bir arabaya sahip olmaları, lüks bir semtte oturmaları, Bodrum ya da benzeri bir yerde yazlıklarının olması, istediklerinde yabancı ülkelere seyahat edebilmelerinin gerektiğini yansıtan cevaplar almıştım.
Bu cevaplar bana Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde doçent olduğum günleri anımsatmıştı. Rektör sekreteri, hastaneye Murat marka arabamla gidip geldiğimi fark ettiğinde, "Hocam, sana yakışmıyor!” demişti.
-Neden?
-Sana bir Mercedes alalım.
-Sağ ol ama Murat pekala işimi görüyor.
-Öğretim üyesine yakışmaz. Hiç olmazsa ikinci el bir Mercedes alalım.
Sekreter beye otomobilin hava atmak değil beni bir yerden diğerine götürmeye yarayan bir araç olduğuna inandığımı anlatamamıştım.
Aradan yıllar geçtikten sonra, kızlarım ABD'deki üniversitelere devam etmeye başladıklarında onlardan, bizim üniversite rektörünün sekreteri arkadaşın düşünce tarzını anımsatan olgular dinledim.
Kızlarım, Saks 5th Avenue, Nordstrom ve Bloomingdale's gibi yerlerden yani pahalı, gençlerin tanımlarıyla “marka” giysiler satan mağazalardan gösterişli giysiler alan, bunları giyip zengin erkeklerin, kadınların uğradıkları sosyal ortamlara, bir aylık maaşının tümüne eşit değerde biletlerle gidilen balolara, toplantılara katılarak hal-i vakti görkemli eş arayan ve bazen de bulanları tanıyorlardı.
Sonra?
Bu kimseler, kalantorların ortamlarında dolaşmak için edindikleri pahallı giysileri, bir-iki gün sonra, giydiklerinde söktükleri etiketleri belli aygıtlardan yararlanarak giysilere yeniden yapıştırıp “Bana olmadı” vb. gibi gerekçelerle götürüp dükkanlara iade ediyorlardı. Bu manevraya “wardroping” deniyordu.
Amaç neydi? Eşlerinin aklı başında, eli yüzü normal, eğitimi güzel bir insan olmasını değil, çok paralı bir zengin olmasını amaçlıyorlar ve bu amaca ulaşmak için ellerinden geleni, akıllarına eseni yapıyorlardı; yani “Murat” olmazdı, illaki “Mercedes” gerekiyordu.
Sonra Yunanlı zengin mi zenginlerden Onassis'in yaşam öyküsünü okumuştum.
Onassis, 1946'da gemi sahip kralı Stavros G. Livanos’un kızı Athina Mary ile evlenmiş, bir süre sonra dünya çapında tanınan bir soprano olan Maria Callas ile yaşamaya başlamıştı. Callas ve Onassis eşlerinden boşanmışlardı ama birbirleriyle evlenmemişlerdi. İlişkileri uzun yıllar devam etmiş, Onassis, sonunda Callas Hanımı terk etmiş, ABD Başkanı John F. Kennedy ‘nin dul eşi Jacqueline Kennedy ile evlenmişti. Onassis alabildiğine zengindi ama o da eşlerinin normal, aklı başında, eli yüzü düzgün, eğitimi güzel insanlar dururken çok bilinen, gazetelerin en renklisinin okuyucularınca bile tanınan biri olmasını amaçlıyordu; önce süper bir milyarderin kızıyla, sonra dünya çapında bir opera sanatçısıyla, sonunda da Amerikanın Cumhurbaşkanının dul eşiyle bu nedenle sürdürmüştü yaşamını.
Bu eğilim yani “Murat'ı değil, Mercedes'i yeğleme” eğilimi sürüyor mu?
Yeryüzünün bir çok yerinde özellikle gençler arasında bu eğilim değişmektedir.
Z Kuşağı olarak tanımlanan, ilk ergen ve ergenliği izleyen yedi-sekiz yılda yer alanlar artık görkemli butikleri değil, dijital görünürlüğü ve etik tutarlılığı önemsemektedirler. Bu kuşak, zenginlik göstergesi olarak lüks peşinde koşmuyor. 2024 de küresel bir danışmanlık firması olan BCG nin bir raporuna göre, ABD de gençlerin yüzde 70'inden fazlası değerlerini ve kimliklerini yansıtan markaları tercih ediyor, yüzde 68'i lüks ürünleri "gösteriş" yapmak için değil, yeğledikleri toplulukla estetik uyum sağlamak için kullanıyorlar, seçtikleri nesneleri üreten şirketlerin çevreye, insan haklarına duyarlı olmasını istiyorlar. Bu eğilim, sadece ABD de değil bir çok odakta gelişip internetin sağladığı imkanlarla yeryüzünün her yerine dağılmaktadır.
Solcu, sosyalist bildiklerim de ve sosyal demokrasi eğilimli kişilerde, bu insanların oluşturdukları örgütlerde ve gruplarda öteden beri gördüğüm, gözlemlediğim ve sevdiğim ve yeğlediğim bu yaklaşımın sayısız sosyal, siyasal gelgitlerle değişen ülkelerde ve bölgelerde de yayılması hoşuma gidiyor. Eşlerinin normal, aklı başında, eli yüzü düzgün, eğitimi güzel bir insan olmasını yeğlemiş, sıradan bir konutta barındıklarında eksiklik, yetersizlik hissetmemiş, eğitimleri sona erdikten sonra da okumayı sürdürmüş, iyi bir kitap okuduklarında bana ve kardeşlerine önermiş, sosyal dayanışmayı, topluma karşı görevlerini benimsemiş kızlarımın mutlu yaşamlarını izlemek -bu her tarafı müsilajlı ortamda bile - içimi açıyor.
Ben ve dört kızımın tümü, sevdiğimiz, onayladığımız değerler ile yetinmenin, bu düşünüş tarzının yayılmasının gerektiğini biliyoruz. Başka bir şeyin de farkındayız: Yaşamımızı, Murat benzeri arabalarla yetinemeyip lükslerin en abartılısı araçlarla gezmek için karartan diktatörlerin yerlerini, demokrasinin getirdiklerinin alması için gayret gösterilmesi gerektiğini de biliyoruz.


