İran’da rejim değişirse bize ne olur?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İran’da rejim değişirse bize ne olur?

İran’ın sarsılmış ve değişmesi olası rejiminin yerini, nitelikleri ile beraber üstlenmeyi mi hedeflemeli, yoksa yarın, öbür gün yanı başımızda büyümesi muhtemel bu Ortadoğu gücüyle yarışabilmek için demokrasiyi benimseme, insan haklarına, hukuk ilkelerine eksiksiz uyma yolunu mu tutmalıyız? 

İran’da rejim değişirse bize ne olur?

İki yıl önce yitirdiğimiz önemli yazarımız Füruzan İran’a gidecek, bir film festivaline katılacaktı. Naif bir şekilde, “Gidecek yer mi bulamadınız?” diye sorduğumda bana “Sen kaç tane İran filmi gördün?” diye çıkışmıştı. Şah zamanındakilerden bahsettiğini sanmış, “Hayır, Devrimden sonrakilerden bahsediyorum!” dediğinde şaşırmıştım.

Bir süre sonra Londra’dayken bir yerde İran filmlerinin gösterildiğini öğrenince gitmiş ve Hosrov Sinai, Abbas Kiarostami ve Cafer Panahi gibi birçok başarılı İranlı yönetmenin gerçekten önemli ve değerli filmlerini izlemiş, Füruzan’a hak vermiştim.

Bir dostumun davetinde tanıştığım ünlü grafikerimiz Sait Maden’e “İtalyan, Çek, Japon grafikerlerinin iyi olduklarını biliyorum. Başka ?” diye sorduğumda, o da bana “İran “dediğinde de şaşmıştım. Sait bey, bunun, onların ileri düzeydeki hat sanatlarıyla ilgisini anlatmıştı.

1979'da kurulan İran İslam Cumhuriyetinde, anayasa, şeriat hukukuna göre yeniden düzenlenmiş, kadınlara, dini azınlıklara vb. yönelik ayrımcılık, ciddi insan hakları ihlalleri, dini suçlar için idama varan cezaların uygulanması, üniversitelere getirilen kısıtlamalar, ideolojik kontrolün ekonomik ve bilimsel ilerlemenin önüne geçirilmesi, bu ülkenin kalkınmasını dizginlemişti. İran’da bütün bu kısıtlamalara ve uluslararası münasebetlerindeki olumsuzluklar sonucu uygulanan ambargolara rağmen sanat ve kültür alanında kaydedilen bu gelişmelere şaşmamak elde değildi.

Bu zaman içinde uluslararası denetleme girişimlerine ve engellemelere rağmen yürütmüş olduğu nükleer silahlanma alanındaki çalışmaları da küçümsenmeyecek bir kapasiteyi yansıtmaktaydı.

Bu günlerde İran halkının baskıya, ekonomik sıkıntılara tepki olarak sürdürmekte olduğu gösterilerin yaygınlaşması ve ABD ile İsrail'in olası askeri müdahaleleri sonucunda bu ülkede bir rejim değişikliğinin gerçekleşmesi ihtimali söz konusudur.

Burada rejim değişikliğine yol açma ihtimali olan ayaklanmaları ya da şu ya da bu devletin bombalamalarını değil, bu gelişmelerin olası sonuçlarının ülkemize etkilerini irdelemek istemekteyiz. Bu olası sonuçların Türkiye’ye etkilerini konu edinen yorumcuların çoğu, ülkemize doğru gerçekleşebilecek göçlerden bahsetmektedirler. Oysa böyle bir değişikliğin bize etkileri, böyle bir göçten bile daha önemli olabilecektir.

Bunun bir kaç nedenini sayalım:

1. Bu ülkede rejim sonrası istikrar sağlanırsa enerji, kısa vadede büyümenin motoru olur. Yaptırımlar öncesinde İran günde yaklaşık 2,5 milyon varil petrol ihraç ederken yaptırımlar döneminde bu miktar ciddi dalgalanmalar gösterdi. Yaptırımların kaldırılması durumunda, günlük üretimin 3 - 4 milyon varile çıkması, Batılı ve Asyalı şirketlerin enerji yatırımları için İran’a dönmeleri ve doğal gazın sıvılaştırılmasını sağlayan projelerin uygulanması, Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) üzerinde ilk 3–5 yıl içinde %5–8 arası bir ek büyüme etkisi yaratabileceği öngörülmektedir.

2. İran’da böyle bir değişiklik olduğunda hukuk güvenliği ve küresel entegrasyon sağlanırsa ilk 5 yılda yıllık 15–25 milyar dolar Doğrudan Yabancı Yatırım çekebileceği hesaplanmıştır. Bunun 10 yıl içinde 30 milyar dolar seviyesine ulaşması mümkündür. Bu gelişme, ülkede teknoloji transferini ve sanayi modernizasyonu hızlandıracaktır.

3. İran’ın avantajları arasında mühendislik eğitiminin yeterliliği, güçlü bir teknik insan kaynağına sahip olması da vardır. 

4. İran eskiden otomotiv üretiminde bölgesel bir aktördü. Yaptırımlar kalkarsa, Alman, Fransız, Güney Koreli firmalar geri dönebilir, elektrikli araç yatırımları artabilir ve İran, bir bölgesel ihracat üssü olabilir.

5. Bunlar ve başka muhtemel gelişmeler sonunda, İran’ da 10 yılda kişi başı gelirin 8.000–12.000 dolara, 20 yılda da 15.000 dolar üzerinde bir değere ulaşması, bu ülkenin önemli bir sanayi gücüne dönüşmesi, enerji artı teknolojiden oluşan hibrit bir ekonomik model uygulayarak Orta Doğu’nun en büyük ekonomisi haline gelmesi olasıdır.

Tarihe göz atarsak bu ülkenin potansiyelinin nelerden kaynaklandığını anlarız: Büyük Kiros tarafından kurulan Pers Akamenid İmparatorluğu'nun (MÖ 550-330), Balkanlardan Hindistan'a kadar uzanan ve kültürlerarası etkileşimi sağlayan ilk küresel imparatorluklardan biri olduğunu hatırlarsak, Büyük İskender’in Akamenid İmparatorluğu'nun ordularını MÖ334'de yendikten sonra Pers kültüründen büyük çapta etkilenmiş olduğunu, Pers kıyafetleri kuşanıp dolaştığını ve Pers dini ritüellerini benimsediğini de bilirsek, hatta İskender'in askerlerinin onu bu nedenle eleştirdiklerini öğrenirsek konuyu daha iyi kavramış oluruz.

Dinler ancak bir coğrafyada yüzyıllardır var olmuş medeniyet ortamlarında gelişmiştir; Zerdüştlük, Mithraism, Zurvanism, Mazdaism, Maniheizm, Babizm ve Bahai dinlerinin İran topraklarında oluştuğunu hatırlarsak ve buna Büyük Selçukluların ve Anadolu Selçuklularının Fars kültürünü benimsedikleri, devlet yönetiminde Fars modellerinden yararlandıkları ve Farsçayı resmi devlet dili olarak kullanmış oldukları gerçeğini de eklersek İran konusunda öngörülmüş olan beklentileri yadırgamayız.

Öyleyse şimdi soralım:

Bu bilgilerin ışığında yapmamız gereken, İran’ın sarsılmış ve değişmesi olası rejiminin yerini, nitelikleri ile beraber üstlenmeyi mi hedeflemeli, yoksa yarın, öbür gün yanı başımızda büyümesi muhtemel bu Ortadoğu gücüyle yarışabilmek için demokrasiyi benimseme, insan haklarına, hukuk ilkelerine eksiksiz uyma yolunu mu tutmalıyız? 

Sorun, işte budur ! 

İlgili İçerikler