Beklenen buluşmaya az kaldı. Dünyanın en büyük iki ekonomisinin liderleri çok yakında Pekin’de buluşuyor. Trump’ın güvenliği için gelen araçlar başkent sokaklarında gözükmeye başladı bile. Tüm dünyanın gözünü kulağı bu görüşmede, özellikle karşılıklı ticaret ilişkileri ve İran Savaşı ile ilgili alınacak kararlar merakla bekleniyor.
İki liderin geçtiğimiz yıl Busan’da gerçekleşen görüşmesinde yüzler gülüyordu
Ben sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Bu görüşmeden büyük kararlar çıkmasını beklemiyorum, çünkü Çin devlet kültürü böyle işlemiyor. Bu topraklarda büyük kararlar, kısık ateşte uzun sürede pişirilerek kıvama getiriliyor. Batı kültürünün hızına karşın Çin, politik konularda çok daha sabırlı ve temkinli davranıyor.
1970’lerde Mao Zedong’un, Kissinger’a Tayvan’la ilgili “100 yıl daha bekleriz, acelemiz yok” cevabı bunun en güzel örneklerinden biridir. Aradan 50 yıl geçti, Çin hâlâ pişirmeye devam ediyor.
Nixon ziyareti öncesinde Mao Zedong ve Kissinger görüşmesi; arkada ise efsane Çin Başbakanı Zhou Enlai
Önümüzdeki günlerdeki görüşmelerden çıkması muhtemel kararlar daha çok ticaret ile ilgili olacaktır. İki devlet karşılıklı satın alma garantileri verecektir. Ayrıca Amerika’nın Çin’e getirdiği gümrük vergilerinde erteleme veya nispi azalma da gündeme gelecektir. Trump için bu tablo dahi bir şov malzemesi olur. Memleketine geri döner dönmez, Körfez ülkelerine yaptığı ziyaret dönüşünde olduğu gibi, ne kadarlık mal sattığını ekranlar önünde anlatır.
Yıllar geçer, Çin de bu satın almaların büyük bir kısmını yerine getirmez. “Nereden biliyorsun?” derseniz, bu daha önce yaşandı. Hayat tekerrürden ibaretmiş. 2020 yılında Trump’ın ilk döneminde imzalanan ticaret anlaşmasında Çin, ABD’den 350 milyar dolarlık mal ve servis alımı gerçekleştirme garantisi vermişti. Yıllar geçti, Çin bunun sadece yüzde 60’ına yakın bir kısmını yerine getirdi.
İran savaşı da gündemin sıcak konularından biri olacak. Çin’in İran savaşındaki konumu ve beklentileri oldukça net diyebiliriz. Çin, savaşa çok da doğrudan dahil olmadan, tuttuğu tarafı diplomatik olarak desteklemeye devam edecek. Bir yandan da Amerika’nın İran’da, SSCB’nin Afganistan’da yaptığı hataya düşüp odak, para ve müttefik kaybetmesini bekleyecek.
Bu arada küçük bir dipnot: İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi, geçtiğimiz hafta Pekin’in konuğuydu. Kapılar ardında neler konuşuldu bilinmez ama Trump ziyareti öncesi bunun önemli bir mesaj olduğunu söyleyebiliriz.
Çin heyeti ile İran heyeti, Pekin’de Trump ziyareti öncesi buluştu
Çin’in uzak cephelerde savaşlara girmemesi, Çin’in tarihi ile de bağlantılı. Çin’in Çince adı “Zhongguo”, yani “merkezi krallık”. Çinliler için dünyanın merkezi Çin ve tarih boyunca da bu anlayış hâkim olmuş.
Ming Hanedanlığı döneminde ünlü komutan Zheng He, ilk deniz aşırı seferlere Avrupalılardan önce başlamış; Asya ve Afrika’ya birçok sefer düzenlemişti. Ancak bu seferler, Avrupa’nın deniz aşırı yayılmaları gibi işgal ve sömürgeleştirme amaçlı değil, daha çok ticari ilişkiler kurma amacıyla yapılmıştı.
Bir süre sonra ise imparator ve bürokratlar bu seferleri çok pahalı ve gereksiz bulup sonlandırdı. Tabiri caizse, “Ne işimiz var elin memleketinde, eski köye yeni adet getirmeyin” deyip seferleri durdurdular.
Buradan tabii ki İran Savaşı’nın Çin için önemsiz olduğu sonucunu çıkarmayalım. Hürmüz Boğazı Çin için de kritik; Çin’in toplam petrol ithalatının neredeyse yarısına yakını buradan geliyor. Amma velakin, bunun Çin’in toplam enerji üretimi içindeki payı yüzde 10’dan az. Kömür ve yenilenebilir enerji, Çin’in ana enerji kaynaklarını oluşturuyor. Ayrıca Rusya üzerinden de bu açığı giderme şansı bulunuyor.
Çin’in iç pazarında elektrikli araçların satışı yüzde 60’a yaklaşmış durumda oluğundan, halkın çok petrolden yana büyük bir sıkıntısı yok. Ne de olsa elektrik hâlâ ucuz.
ABD ve Avrupa’da ise ekonominin çok iyi gittiği söylenemez. Amerikan borsaları uçuşta olsa dahi herkes bunun nerede patlayacağını merakla bekliyor. Yapay zekâ dalgası ile sörf yapan şirketlerin borsa değerlemeleri trilyon dolarlara ulaşırken, teknoloji şirketleri vaat ettikleri kârları hâlâ yaratabilmiş değil.
Şirketler, gelecek için umut satarak mevcut kârlarının, en iyi durumda bile, 30-40 katı değerlemelere ulaşıyor. Tekno-oligarklar da Nasreddin Hoca misali “Ya tutarsa?” deyip yapay zekâ gölüne maya çalıyor.
ABD’nin ayrıca borç sorunu da gün geçtikçe artıyor. ABD’nin toplam borç miktarı dünya üretiminin yüzde 24’üne ulaşmış durumda. Bu borcu döndürebilmek için devlet sürekli olarak yeniden borçlanıyor. 2025 ABD bütçe açığı 1,8 trilyon dolara yaklaşırken, Trump hükümetinin yarattığı belirsizlik borçlanma maliyetlerini de artırıyor.
ABD’nin yıllara göre değişen bütçe açığı
2008 krizinden farklı olarak bu defa borcun ana yüklenicisi devlet. O da batarsa zaten kapitalizmin ruhuna El Fatiha…
Çin tarafında da işler güllük gülistanlık değil. Çin toplam borçlulukta Amerika ve Avrupa Birliği’nden daha kötü durumda; toplam borç, GSYİH’nin üç katına yaklaştı. Özellikle hayalet şirketler ve borçlarını ödeyemeyecek hâle gelmek üzere olan yerel yönetimler, Pekin’i tedirgin ediyor.
Emlak sektörünün yavaşlaması ve ev fiyatlarının düşmesi, hane halkı servetinde ciddi bir erime yarattı. Alışveriş merkezlerinde “in cin top oynuyor” desek yeridir. İlk dört ay içerisinde emlak ve otomobil satışlarında yüzde 20’ye yaklaşan düşüş gerçekleşti. Bu durumdan en az etkilenen ise restoranlar ve online mağazalar oldu.
Kısa dönemde çözüm var mı? Sanmam. Ama ben hâlâ Cevdet Kadri hocam kadar karamsar değilim. Nüfus yaşlanıyor ve iç tüketim artmıyor; bunlar ekonominin şu anki en büyük sorunları. Ancak şunu da unutmamak lazım: Çin, Batı’nın 200 yıldan uzun sürede yaşadığı modernleşmeyi 30 yıla sığdırdı. Kültür öyle bugünden yarına değişen bir şey değil; modernleşme ile de her zaman yan yana yürümüyor. Yıllardır ak akçesini bir yere saklamaya alışmış olan halka, “Hadi harcamaya başlayın” demekle de olmuyor.
Avrupa bu resmin neresinde derseniz, bilmiyorum. Güney Avrupa benim için hala yasamak için dünyadaki en ideal yer olsa da Avrupa ekonomik ve politik olarak baş oyunculardan değil. Arada bir gaza gelip celallense de daha çok değişen dünyaya göre konum alıyor, mümkün ise en güzelinden regülasyonlar devreye alıyor ama artık dünyayı değiştirme gibi bir iddiası yok.
Bir sonraki yazımıza kadar Xi-Trump görüşmesi sonuçlanmış olacak. Trump bu defa da şapkadan tavşan çıkarabilecek mi, göreceğiz ama yazının başında da değindiğimiz gibi dünya dengelerini değiştirecek kararlar alınmayacak.
Dünya dengesinin üzerine oturduğu fay hatları oynamaya başladı; bundan sonra durdurmak da çok olası değil. Fakat hareketin hızı, bizim insan ömrümüze göre oldukça yavaş olacaktır. Bizim ömrü hayatımız bu değişimin ne kadarını görmeye yeter, ondan emin değilim.


