O rafların boşluğu 
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

O rafların boşluğu 

LeMan’a yapılan zulüm, mizahın değerini azaltmadı, zihinlerde yeri var. Şimdilik biraz gürültüye gelmiş gibi duruyor, hepsi o kadar

O rafların boşluğu 
LeMan dergisi

Epeydir çarpıcı geliyor, büyükçe marketlere her girişimde, mizah dergilerinin konulduğu ayaklı raftaki o boşluk. Bir cezaevi hücresini andırıyor. Haftalardır orada LeMan yok. Bayan Yanı’nı da göremedim.

Yasakları ve gözaltıları sıraya mı koyuyorlar nedir, kadınların, gençlerin, okuryazarların önemsediği ne varsa, iktidar bir onu yasaklıyor bir bunu. Debelendikçe batıyorlar. Herkesi kendi hizanıza sokamazsınız ki! Hem, mizah bu, şaka değil.

1970-80’lerde dünyanın en çok satan mizah dergisi Sovyetlerde yayımlanan Krokodil’di, milyonlarla ölçülüyordu satışları. Bunda büyük ülke olmasının da payı vardır tabii ama, oransal bakıldığında da en çok satandı Krokodil. Google’a bakıyorum, en son 2008’de yayımlanmış o dergi. Şimdi Wikipedia’daki günümüz mizah dergileri çizelgesinde Rusya yok. Belirtisel. Değil mi ki mizah, zekânın en incelikli dallarındandır, o yoksa eleştiri yok, aklın inceliği, ruhun felah bulması yok.

Aynı dönem, yani 1970-80’lerde, dünyanın ikinci büyük mizah dergisinin Gırgır olduğu söylenirdi, doğru mu bilmem. Kesin olan, onbinlerce sattığı ve tirajının bir ara beş yüz bini bulduğudur.

Gırgır, 17 Şubat 1980 

Gırgır’ın 1980 darbe yıllarında kısa bir dönem, her tür kitabın yasak olduğu Mamak Cezaevi’ne de geldiğini hatırlıyorum. En çok, “Heten Keten” diye imza atan Hasan Kaçan’ın bir karikatürüne güldüğümüz kalmış aklımda: 1980 Anayasası’nın yapıldığı günler olmalı, o anayasanın mimarı Prof. Aldıkaçtı’yı yere dışkılarken “gösteren” bir karikatürdü. Altyazı olarak, dönemin koşullarına uyarlanmış o özel diliyle şunu yazmıştı Heten Keten: “Dit eneyeteni betke yelde yep, köküttün büleleli.” Uzun süre dilimize dolanmıştı bu söz ve bu söyleyiş. Rahmetli anayasa profesörünün o karikatürden haberi olmuş muydu bilmiyorum...

Sonra işte bu yıl Haziran ayında LeMan mizah dergisini bir korku nesnesine dönüştürmeye giriştiler. Karikatürü görmedikleri çok belli birileri, dini kalkan yaparak sanatçıyı suçladılar ve dergiye o çağdışı Madımak sahnesini yaşattılar.

Diyeceğim, her tür muhalefete had bildirmek için kurban arayan siyasi iktidarın mizahçılara da yönelmek üzere bahane aradığını tahmin etmek hiç zor değil. Geziyi baskılamak için nasıl ibret-i âlem babında belirli şahsiyetleri kurban seçtilerse, gençliğin en esaslı kültür kaynaklarından biri olan mizahı baskılamak için de Hz. Peygamber yakıştırmasına oynadılar. İlgisi yoktu oysa. Çok kişi yazdı, ben de yazmıştım.

LeMan, 1991 tarihli nüsha

İşin ironik yanını o zaman fark etmemiştim: LeMan’ın toplatılan sayısındaki karikatürlerin birinde, tişörtünde günümüzün harcıâlem bir simgesi olarak daire içinde A simgesi bulunan bir genç, güvenlik görevlileri tarafından kollarına girilmiş, gözaltına alınıyor ve konuşma balonunda, “Bir gün herkes 15 dakikalığına gözaltına alınacak!” yazılı... İsabet tam isabet, ancak süre uymuyor. Artık on beş dakikayı çok aşan sürelerle alınıyor herkes içeriye, ve bizler birkaçını anarken, birkaçını mutlaka unutuyoruz. Umarım adaletsizlik bahsinde siyasi tutukluları hemen her gün anarken, mizahçıları da unutmayız. Bulunduğumuz dönemin rövanşizm ve terör politikalarına eklenen son örnekler arasında onlar.

Bunları yazarken Ayfer Feriha Nujen’in de belki benzer duygularla Kral Lear’i yazdığını gördüm. Shakespeare boşuna büyük değil, mizahçılarla da yarışıyor! Nujen mizah temelinde mükemmel bir alegori yaratmış.

Bu noktada aklıma Ayşe Düzkan da geliyor. Onu yazar olarak yıllar önce mizah dergilerinde fark etmiştim. “Çalar Saat” başlıklı bir sütun yazıyordu, sonradan kitap olarak da çıktı. Galiba okuduğum ilk kadın mizah yazarıdır kendisi.

Gerçekte mizah konusunu yazmayı epeydir istiyordum. Aklımda mizah dergilerinde yalnızca çizerlerin değil, birinci sınıf yazıların da okunabildiğine dikkat çekmek vardı.

Wikipedia’daki “Türk mizah yazarları” listesi çok eksik, çok yetersiz. Umarım geliştirilir. Semih Balcıoğlu ile Ferit Öngören’in ortak çalışması 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü basılalı elli yılı geçmiş, neden yeniden basılmıyor bilmiyorum. Ne güzel bir armağan olur bugünlerde yeniden basılsa!

Bir dönem Cem Yılmaz, hem karikatür çizer hem de bir şeyler yazardı. Sonra yepyeni bir alanın piri haline geldi. Metin Üstündağ (Met-Üst) karikatürü hiç bırakmadı. Son yıllarda Fırat Budacı, Deniz Göktaş, Figen Demir Kardeş, okumayı çok sevdiğim yeni mizah yazarlarından yalnızca birkaçı...

LeMan’a yapılan zulüm, mizahın değerini azaltmadı, zihinlerde yeri var. Şimdilik biraz gürültüye gelmiş gibi duruyor, hepsi o kadar.

 

İlgili İçerikler