1.10.2025:
Bir siyasi bir kez daha “terör belası, böylece bitme noktasına gelmiştir” dedi. Kırk yılda kaçıncı kez?
Aynı siyasi ayrıca, “Türkiye’de gücünü halktan almayan ayrıcalıklara yer yoktur” diyor. Neyi kastediyor diye düşündüm kaldım. Anayasa ve yasalarla verilen yetkileri fersah fersah aşma “ayrıcalığını” filan... Neyse çok karıştı.
Anadolu Ajansı’nın bir haberi de, “Numan Kurtulmuş, TBMM 28. Dönem 4. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla Meclis'te resepsiyon verdi” şeklinde. Akılda kalacak en önemli noktalardan biri CHP’nin bu resepsiyona katılmama kararı ise, bir diğeri de bu tür Meclis resepsiyonlarında (açılış, 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı, vb.) evsahibinin TBMM Başkanı olması gerektiğiydi. Bu ilkeyi dile getiren ya da yeterine aklında tutan var mıydı bilmiyorum. Fotoğraflara bakılırsa Cb., Numan Kurtulmuş’tan düpedüz rol çalıyordu. İlke unutulmasa, millet iradesini gerçekten önemseyenler Kurtulmuş'un etrafında toplanarak durumu fiilen yorumlayabilirlerdi. Fırsatı ganimete çevirmek konusunda bunca yıldır hiç mi ders almadınız siz, kardeşim?
4.10.2025:
“Kürtçenin ana dil yapılması” ne demek?
İyi Parti’nin sürece başından beri karşı çıkmasıyla övünen Turhan Çömez şöyle demiş:
“Biz bu sürecin Cumhuriyetin kurucu değerlerine aykırı olduğunu, emperyal güçlerin yönlendirmesiyle yürütüldüğünü söyledik. O gün bize paranoyak dediler. Ama bugün bakıyoruz ki hepsi tek tek gündeme geliyor. Bu süreç kayıtsız şartsız silah bırakma süreci değildir. Bunun ardında özerklik, 7 bin kişinin tahliyesi, terörist başının salıverilmesi ve Kürtçenin ana dil yapılması vardı.”
Fazlasıyla sıradan, pırıltısız bir demeç, deyip geçmek üzereydim ki, “ana dil yapmak” sözcesine takıldım: “Kürtçenin ana dil yapılması” ne demek?
Devletin baskıları yüzünden okuryazarlığı kıt kalmış yurttaşlarımızın “anadil” terimini “başlıca dil” ya da “resmî dil” vb. olarak anlamasına alışkınız. Ama “ana dil yapmak” derekesindeki bir kullanıma ilk kez rastlıyorum, hem de bir hekimin ağzından.
Sözlüğe bakmak alışkanlığı kötü bir alışkanlık sayılıyor olmalı ki, sözlük kullanma alışkanlığına pek az rastlanıyor. En üst düzeylerde “tahsil” görmüş kimselerin bile kendi sözlerinden kuşkulanma derecesi sıfırın altında. Sevmiyorlar, istemiyorlar, ihtiyaç duymuyorlar sözlüğe bakmayı. Ya da kırk yılda bir razı oluyorlar o zahmete katlanmaya. Oysa başlıca sözlükler internette bile var, hem de çoktandır, bir tık ötede.
“Ana dil / anadil” terimlerini bilmemek ise, herhangi bir okuryazarlık kusuru olmanın da çok ötesinde, toplum hayatımızın en geniş kesimlerinin temel sorunlarıyla ilgili, yaşamsal bir gösterge.
Turhan Çömez’in bu hali bana tam tamına on beş yıl önce katıldığım bir sempozyumu hatırlattı. Hem Çömez, hem de tüm hekimler ve sağlık çalışanları için önem taşıyabileceğini sandığım o sempozyumla ilgili “Yüzleşmeler” başlıklı yazıma buradan ulaşılabilir. Şu kadarını söyleyeyim ki sempozyumun amacı, başta kadınlar olmak üzere anadilleri farklı olan yurttaşlarımızın tıp hizmetlerine erişimindeki dil engellerini toplumsal bir sorun olarak ele alıp çözüm üretmeye çalışmaktı. Katılımcıların büyük bölümü hekimlerden ve diğer sağlık çalışanları ile dilbilimcilerden oluşuyordu.
Ezbercilik bazen emperyalizm için hepsinden daha kullanışlı bir özellik oluyor.


