Körlük mü, kapasite mi?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Körlük mü, kapasite mi?

Röportajlar hazırlayabileceğime ilişkin özgüvenimin Bursa Erkek Lisesi'nde değerli edebiyat hocamız Nezihe Sanal'ın öğrencisi olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Bir süre Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanlığını da yapmış olan Nezihe Hocamız bizlere  edebiyatı ve kompozisyon yazmayı sevdirmişti

Körlük mü, kapasite mi?

8 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan Kali Yuga başlıklı yazımın bir bölümünde "Bursa 2000 Gazetesi'ne sesli bilgisayarımda hazırladığım röportajlar ve Medya S yöneticisi Sn. Saruhan Ayber tarafından körlüğüme değil kapasiteme bakılarak işe alınışım farklı bir yazıya konu olabilecek apayrı bir öykü" cümleleri yer alıyordu. Sözünü ettiğim bu öyküyü, "Körlüğüme değil, kapasiteme bakılarak..." ifadem üzerinden anlatmak istiyorum. Zira bu ifade toplumun biz engellilere dair kalıtsal önyargılarının birkaç kelimelik özeti gibi...      

Mezuniyetimin ardından

1994, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nden şeref öğrencisi statüsüyle mezun olduğum yıl. Sonrasında Bursa'ya dönüşüm, iş arama süreçlerimin başlaması ve bir dostun referansıyla Orhangazi'deki Asil Çelik Fabrikası'na yaptığım iş başvurusu. Görüşmeye gidiyorum, mülakat fabrika müdürünün odasında yapılıyor. Onlara mezuniyetimden, ODTÜ'de aldığım derslerden söz edip hem kendimi tanıtmaya hem de akademik kapasitem hakkında bilgi vermeye çalışıyorum. Fakat görüşmenin yapıldığı odaya genelde bir sessizlik hâkim. Ben konuşuyorum, nadiren yönelttikleri sorular dışında onlar çoğunlukla susuyorlar. Daha sonra fabrika müdürünün şu sözleri suskun kalışlarının bir izahı gibi: "Necdet Bey, işin gerçeği biz sizin gibi eğitimli bir görme engelliyle ilk defa karşılaşıyoruz. Dolayısıyla sizi hangi birimde istihdam edeceğimiz konusunda bir düşünce oluşturamıyoruz." Görüşmede personel müdürü de var ve onun kafasında Asil Çelik Fabrikası'nda nerede çalışabileceğim hakkında bir fikir oluşmuş durumda. Ancak, şunu altını çizerek söylemeliyim ki, personel müdürünün bir süre sonra gün yüzüne çıkacak düşüncesi aslında ona ait değil; sosyal yapıda kuşaktan kuşağa intikal eden bir kültürel kotlama, kalıplaşmış bir önyargı, toplumsal bir körlük modellemesi. Evet ben dışarıdan bakıldığında bir görme engelliyim. Peki ya kapasitem? Yani yüreğimde, beynimde var olanlar, yani eğitim düzeyim, ODTÜ'de verdiğim emekler, 5 yıllık akademik çabam ve nihayetindeki başarım. Personel müdürü bunların hepsini bir kenara koyuyor ve diplomama değil gözlerime, körlüğüme bakarak diyor ki; "Gelin biz sizi telefon santralinde çalıştıralım, sizlerin hafızası güçlü, parmakları hassastır, numaraları kolayca ezberler, santral konsolundaki butonları kolayca kullanırsınız."

Bu kez ben susuyorum. Nihayetinde santral operatörlüğü de bir iş, bir meslek, küçümsemiyorum. Ancak bu işi pekâlâ ilkokul mezunu bir görme engelli de yapabilir. Siyaset bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu olarak anlattığım derslerim, dolayısıyla kapasitem ışığında bir birimde değerlendirilmeden, görünüşüme bakılarak santral görevlisi tanımlaması neden? Sorduğum bu soru ardından cevabını da ben vereyim; personel müdürünün belleğinde şekillenen körlüğe dair modeller var: Hafızlık, çalgıcılık ve en güncel iş sahası olarak da telefon santral operatörlüğü gibi... Fabrikanın hafıza, çalgıcıya ihtiyacı yok. Geriye beni santralci yapmak kalıyor. Ne müzisyenliği ne hafızlığı ne de santralde çalışmayı küçümsüyorum. Dileyen arkadaşlar bu meslekleri de tercih edebilirler. Benim itirazım mezun olduğum okul ile kapasitem ile personel müdürünün zihninde oluşturduğu iş tanımı arasında uçurumlar olması. Kapasiteme uygun farklı bir bölüme geçebilirim düşüncesiyle santral operatörlüğü görevini kabul ediyor ve  bir buçuk yıl sürdürüyorum. Fakat olmuyor, yapamıyorum ve istifa dilekçemi vererek Asil Çelik'ten ayrılıyorum.

Parasızlık ve zor günler

İşten ayrılışım sonrası mali sıkıntılarım başlıyor. Yalnız yaşadığım, kendi evimi açtığım ilk yıllar. Parasız kalmanın ne demek olduğunu o süreçte öğreniyorum. Kendilerinden destek beklediğim bazı arkadaşlarla aram açılıyor. Sıkıntılar doğuyor. Konu para olunca insan ilişkilerinin nasıl değişebileceğini yaşayarak görüyorum. ODTÜ'de başlayan spor sürecim devam etmekle birlikte sınırlanıyor. Örneğin, bazı tırmanışlarım erteleniyor, Bursa dışındaki yarışlara gitmem zorlaşıyor. Mezuniyetim sonrası parasız kalmak bana bir hayat dersi gibi. Merkezinde parasızlığın olduğu hayat dersim sürerken Bursa Olay Gazetesi'nden Ayşe Aygör dağcılık ve atletizm etkinliklerime dair benimle röportaj yapmak istediğini söylüyor. Bursa Çağdaş Gazeteciler Derneği lokalinde buluşuyoruz. Ayşe Aygör elindeki kayıt cihazını açarak sorularını yöneltiyor. İşte o kayıt cihazı daha sonra zihnimde bir kıvılcım yakıyor ve Bursa 2000 Gazetesi'ne beni götürecek süreç    başlıyor. O cihazın beynimde oluşturduğu düşünsel akış şöyle: "Konukların yanına ben de bir kayıt cihazıyla gider, söyleşi yapabilir, konuşmaları kaydederim. Evde sesli bilgisayarımın başına oturur, kaydettiklerimi dinleyip, düzenler, bir diskete kopyalar, hazırladığım röportajları gazeteye götürebilirim. Bu gayet mümkün, başarabileceğim bir şey." 

Nezihe Sanal'ın öğrencisi olmak

Röportajlar hazırlayabileceğime ilişkin özgüvenimin Bursa Erkek Lisesi'nde değerli edebiyat hocamız Nezihe Sanal'ın öğrencisi olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Bir süre Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanlığını da yapmış olan Nezihe Hocamız bizlere  edebiyatı ve kompozisyon yazmayı sevdirmişti. Nurlar içinde olsun. Yeri geldiğinde, "Biz Nezihe Sanal'ın öğrencileriyiz" demekten gurur duymuşumdur. Türkiye'de sesli bilgisayar kullanmaya başlayan 6-7 görme engelli arasında bulunuyor olmamın da özgüvenimi pekiştirdiğini ayrıca belirtmeliyim. Özetle; bilgisayar olanağıyla, ses kayıt   olanağı bir araya geldiğinde röportajlar yapabileceğime dair zihnimdeki ilk aşama gerçekleşmiş oluyordu. Sıra ikinci aşamaya gelmişti: Bu işi hangi gazetede yapabilirdim?

Bursa 2000 Gazetesi’ne başvuruyorum

İş başvurusu yapmayı düşündüğüm Bursa 2000 Gazetesi, Saruhan Ayber'in kurucusu ve yöneticisi olduğu Medya S bünyesinde yer alıyordu. İlk olarak gazetenin yayın yönetmenliğini yapmakta olan hanımefendiyle görüşüp gazetede çalışmak istediğimi dile getirmiştim. Ancak kendisi bir süre sonra benim için ulaşılamaz oldu, telefonlarını açmıyor, bana cevap verme nezaketini göstermiyordu. O günlerde Çağdaş Gazeteciler Derneği lokalinde karşılaştığım Müberra Akgün'ün "Ben Saruhan Bey'le çalıştım, görüşmen için seni ona götürebilirim." demesi ardından röportajlar yapabileceğimi somutlayacak hazırlıklara başladım. O dönemde güncel bilişim teknolojisini evime taşımıştım, scanner ve printer entegre bilgisayarımı bir ekran okuyucu desteğiyle rahatça kullanabiliyordum. Prova niteliğinde bir röportaj hazırlayıp printer’de çıktılarımı aldım ve Saruhan Bey'e görüşme esnasında hazırladığım bu prova röpörtajı gösterdim. Şaşırdı ve "Bunları sen mi yaptın?" diye sordu: "Evet..." cevabını alınca da ivedi bir tavırla beni muhasebeye yönlendirdi. Böylece her hafta yayınlanacak röportajlarla Bursa 2000 Gazetesi'ndeki iş yaşamım başlamış oldu. Saruhan Bey ODTÜ mezunu olduğumu biliyordu. Asil Çelik'te yapıldığı gibi benim gözlerime, körlüğüme değil, kapasiteme bakarak Bursa 2000 Gazetesi'nde çalışabileceğim kararını vermişti. Kendisini saygıyla, rahmetle anıyorum.   

Güzel yıllar

Bursa 2000 çalışanı olduğum süreç üç, üç buçuk yıl kadar devam etti. Benim için güzel yıllardı. Bursalıydım ama yaptığım röportajlarla Bursa'yı yeniden öğrenmekten mutluluk duyuyordum. Bir gazetede çalışıyordum ancak kendime bakışım itibarıyla gazeteci değildim. Zira, gerçek manada gazeteci olmanın Türkiye koşullaırnda ne denli zor olduğunu öğrenmiştim. Zaten üç-dört yıl çalışılarak da gazeteci olunamazdı.

Benim yaptığım, dikkat çekebilecek, okunabilecek mütevazı röportajlar hazırlamaktı.  Gazetede olduğum yıllarda bana mutluluk veren bir diğer konu, Bursa medyasının duayen isimleriyle tanışmak oldu. (Yılmaz Akkılıç, Necati Akgün ve Niyazi Menteş.) Niyazi Abi "Allah benim canımı işime gidip gelirken alsın..." derdi. Ve öylede oldu. Son çalıştığı Bursa'nın Sesi Gazetesi'nden iş çıkışı Mudanya'daki ailesinin yanına giderken Bursa Ray Organize Sanayi istasyon merdivenlerinde kalp krizi geçirerek aramızdan ayrıldı. Hepsi nurlar içinde olsunlar.       

Gazeteden ayrılmak zorunda kalıyorum

Gazetede çalışmayı, röportajlar gerçekleştirmeyi iyice pekiştirdiğim bir dönemde yönetimde değişiklik yapıldı ve Saruhan Bey Medya S'den ayrıldı. Onun ayrılışı ardından beni şaşırtan ve günlerce düşündürten bir süreç de başlamış oldu. Yeni yönetim benden Bursalı iş adamlarının eşleriyle söyleşiler yapmamı istiyordu. Açıkça ifade edilmemiş olsa da bunun adı; magazin söyleşileriydi. Hoşnutsuzluğum ve şaşkınlığım karşısında ifade edilen bazı sözler halen belleğimde: "Sen de Agatha Christie gibi değil, Tolstoy gibi yazarsın. Gittiğin yerlerde pasta börek de yersin..." Ne yapalım, sağlık olsun. Üzülmüştüm ancak  kimliğim ve tarzımla paradoks böyle bir öneri sonrası Bursa 2000'den ayrılmam gerekiyordu. Belki de benden istenilen, beklenilen de buydu.        

Tarihsel bir misyon gibi

Gazeteden ayrıldıktan sonraki işsiz, dolayısıyla parasız kaldığım günler bir öncekine kıyasla daha kısa sürdü. O günlerde Bursa Olay Medya yöneticisi Mehmet Ali İnan aracılığıyla birkaç kez Bursa'da Yaşam Dergisi'ne dışarıdan yazılar  hazırlamıştım.  Mehmet Ali İnan'a bu vesileyle o süreçteki desteği için teşekkür etmek isterim. Kadrolu iş arayışım da bir taraftan devam ediyordu. Bu kez karşıma çıkan yeni iş olanağı bana yıllarca çalışıp emekli olmamı sağlayacak kadar istikrarlı ve kurumsaldı. Bursa Nilüfer Belediyesi'nde Engelliler Danışma Masası Sorumlusu olarak çalışmaya başladım. Bu masanın olanaklarıyla on-on bir yıl elimden geldiğince tüm engelli gruplarına ve ailelerine yardımcı olmaya gayret ettim. Daha sonra tekrarlayan taleplerim üzerine Engelliler Danışma Masası, "Bizim Ev Engelliler Sosyal Yaşam Destek Merkezi" adıyla birim haline getirildi. Bu birim, 25-30 kişilik kadrosuyla hizmet vermeye devam ediyor.

Nilüfer Belediyesi'nde işe başlayışımla karşıma çıkan bir de tarihsel diyebileceğim misyon vardı: Bursa'daki görme engellilere sesli bilgisayar eğitimleri vermek. Zira Bursa'da o yıllarda (90’lı yılların ikinci, 2000’li yılların ilk yarısı) görme engellilerin sesli sistemlerini kullanmayı bilen hasbelkader benden başka kimse yoktu. Gücüm yettiğince ve başvurunun hangi ilçeden yapıldığına bakmaksızın  bütüncül bir tutumla bu misyonu yerine getirmeye çalıştım. Farklı bir yazımda o çalışmalarımı da anlatmak dileğiyle herkese sevgiler.      

İlgili İçerikler