"Buğz" gibi "değerler"le siyaset yapmak
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

"Buğz" gibi "değerler"le siyaset yapmak

“Buğz”, Müslüman’ın Müslüman olmayanlara duyduğu “haklı” nefreti kastediyor. AKP’nin nasıl siyaset yaptığını hepimiz görüyoruz. Bu gördüklerimiz ancak “buğz” gibi “değer”lerle anlaşılır olur

"Buğz" gibi "değerler"le siyaset yapmak
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan

Geçen hafta AKP’nin siyasi mücadele yapma üslubu üstüne yazmıştım. Siyasi mücadeleden çok savaşmayı andırdığını söylemiştim. Bugün de bu temanın kapsamına giren bir şeyleri kurcalamak istiyorum.

İslami ideolojide bu üslubun bir adı ve birçok örneği var. “Buğz” kavramını duymuşluğunuz var mı? Arapçada “nefret” anlamına gelen bir kelime bu. Böyle birden fazla kelime var Arapçada. Örneğin “adavat…” “Düşmanlık” demek. Gene Arapça “hıkd” ya da “hukud…”

Bunda “intikam isteği” de ima ediliyor yanılmıyorsam. “Buğz”da ise söz konusu edilen nefretin dini gerekçeleri olduğu ima ediliyor. Yani Müslüman’ın Müslüman olmayanlara duyduğu “haklı” nefret kastediliyor. Genellikle olduğu gibi Müslüman doğmayanlardan çok kötü Müslüman olanlar, İslam’dan yüz çevirenler bu nefrete layık görünüyor. Şu veya bu şekilde “mürted” sayılanlar…

Böylelerinden özellikle nefret edeceksiniz, buğz edeceksiniz. Bunun mümin bir Müslüman’a düşen görev olduğunu da söyleyebiliriz.

Necip Fazıl’ı imana getiren Nakşibendi şeyhi Abdülhaki Arvasi’yi bilirsiniz. Soyadı Van dolaylarındaki doğum yeri “Arvas” köyünden gelir. “Buğz” kavramına sıkça başvuran bir din adamıdır. “Benim öbür tarafa götüreceğim bir azığım yok,” demiştir, “Ancak Hakk’ın düşmanlarına olan buğzum ve düşmanlığım var.”

Bunu vurgular: “Ne ibadetimden ne amelimden rahmete güvenim var. Tek rahmet ümidim mürtede buğzum, ondan nefretimdir.”

Türkiye’de böyle bir “mürted” kim olabilir? Adını sanını açık açık söylemek zor, çünkü yasa konusu. Ama anlayan anlar.

“Ya Rabbi! Habis ruhlu kimseye buğzumdan başka senin huzuruna getirecek hiçbir amelim yoktur.”

Başka “ameli” olmadığı için hayıflanır gibi kuruyor cümlelerini ama böyle olduğundan gurur duyduğu belli oluyor. Nitekim, “Buğz etmek ibadettir” demekten de geri kalmıyor. (“Buğz” etmek üstüne bu alıntıları Ertuğrul Meşe’nin İletişim’den yayımlanan “Mukaddesatçı Anti-Kemalizm” adlı kitabından aldım.)

“Buğz” aslında bir ibadet, hem de belli ki ibadetin epey soylu bir biçimi. Arvasi onu da tanımlıyor: “İbadet, emre uymaktır, anlamak lazım değildir” diyerek yapıyor bunu. Böyle bir durum söz konusu ise birilerinden nefret etmenin de emre uymak olduğunu çıkarsarız. Zaten bunu da söylüyor: “Sevgi, kin ve nefret, menfaat, sempati veya antipati gibi sübjektif sebeplere değil, Allah’ın emri ve yasaklarıyla ortaya çıkar.”

Örnekleri, alıntıları Arvasi’ye dayanarak sundum ama bunlar yalnız Arvasi’nin düşünceleri (saplantıları) değil. Müslüman ideoloji içinde kalem oynatan herkes bunların doğru öğreti olduğunu söyleyecektir. Arvasi’nin olsa olsa öğretinin bu kısmını vurgulamaya daha çok yatkın olduğu söylenebilir.

Buğzun İslam içinde olup da gereği gibi Müslüman olmayanlara karşı daha çok ortaya çıktığına değinmiştim. Ama bu “Müslüman doğmayanları” bağrımıza basmamız gerektiği anlamına gelmiyor. O halde Müslüman olmayandan nefret etmemiz mi gerekiyor? Görünüş öyle. Ama öyleyse gene Peygamber’in “ehl-i kitab” olanlara gösterdiği hoşgörü ile nasıl uzlaşacak bu nefret?

Neyse, bu tür sorulara benim gibi birinin cevap bulması gerekmiyor. AKP’nin nasıl siyaset yaptığını hepimiz görüyoruz. Bu gördüklerimiz ancak “buğz” gibi “değer”lerle anlaşılır olur. Hasta insanı ısrarla hapiste tutma gibi davranışlar bu çerçevede hemen anlam bulur. Evet, bu faaliyet “siyasi mücadele” diye bildiğimiz davranışlar kümesinin eylemleriyle bağdaşmaz. Ölesiye, öldüresiye bir çekişmeden söz ediyoruz.

Yaşamakta olduğumuz dönem bu nedenle bu kadar ciddi.

İlgili İçerikler