Halide Hanım’ın “Ups and Downs”ları
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Halide Hanım’ın “Ups and Downs”ları

¨Halid'anım¨ mandayı savunmuşmuş; bırakın savunsun, birileri savunmalıydı zaten. Öyle olmasa ortak akıl denilen, en tehlikelisi ortaya çıkardı. Âşık Veysel ne güzel demiş, sazın teline vurmuş sözünü: Koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa!

Halide Hanım’ın “Ups and Downs”ları
Halide Edib Adıvar

Siyasi düşüncenin, kültür yaşamı ve entelektüelizmin toplumsal tarihini temsil eden şahsiyetlerin tuhaflıkları, tutarsızlıkları, huysuzluk ve mizaç bozukluğu, kimi zaman lüzumlu olan gel git akılları say say bitmez.

Kültür dünyasında ve siyasal düşünce tarihinde bir fırtına gibi esip sağanak misali yağmurlarını indirirler.

Mahallede ev gezmesine çıkmış vurdum duymaz annenin yanında misafirliğe götürülen toraman çocuk gibi, gelir, ortalığı dağıtır, bir iki vazo kırar, üstüne başına döktüğü bir yana, evin nadide Isparta halısını pasta lekesiyle batırır, ellerini tül perdeye siler, sonra evin kedisinin kuyruğunu çeker, tırmık yer, ağlar, ardından birden uslanmış gibi paşa çocuk olur ki, bir güzel Paşa çayını da içip evine döner.

Geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemleri ardından Türkiye'deki çok partili siyasal yaşamımızda bu tanımlara uyan pek çok isim var.

Türk romancılığının, bana sorsanız, yere göğe konulmaz nadir ismi Refik Halit Karay biraz böyleydi.

Cıva gibiydi rahmetli, bağlasan yerinde durmaz, o muhteşem edebiyatına bulaşmış mizahı ve hicviyle, boksör Muhammet Ali'nin sözlerine benzetirsek, ¨arı gibi sokar, icap edince kelebek gibi uçardı.¨

Bu yönüyle, ben Refik Halit'i, biraz Divan şairi Nef'i 'ye benzetir dururum; talihsiz sonu, eceli farklı olsa da...

Nef'i, IV.Murad'ın gözde divan şairi olmaklığına rağmen, Sadrazam Bayram Paşa'yı deli ettiği için sarayın odunluğunda kement ile boğdurulup cesedi bir çuval içinde Marmara'nın ortasına fırlatılmıştı; izi bulunmadı.

Böyle deli fişek olmak kolay değildir, bedel ödetirler ama entelektüel itirazcılar huzursuz insanlardır, yine de uslu durmazlar.

ABD'nin 28.Başkanı Woodrow Wilson'un adıyla anılan 14 maddelik Wilson Prensipleri İngiliz'in koltuğunu almaya hazır Amerika'yı dünyada popüler hale getiriyordu; kurtarıcı, kollayıcı ve kalkındıran bir ülkeydi. Amerika'nın kolu kanadı altına girmeye American Mandate deniyordu, meraklısı çoktu.

Wilson Prensipleri Cemiyeti, dağılmış, neredeyse perperişan kalmış Osmanlı ülkesini Amerikan Mandası derleyip toparlasın inancıyla Konstantaniyye'de 4 Aralık 1918'de kuruldu; Vakit gazetesi binasının üst katındaki Matbuat Cemiyeti lokalini işgal ediyordu.

Osmanlı entelektüeli Halide Edib Hanım girişimin başını çekiyordu. Üsküdar Amerikan Kolejinden lisans derecesiyle mezundu, haliyle mükemmel İngilizcesiyle dikkat ve başı çeken kişi oldu.

Cumhuriyet gazetesi kurucusu Yunus Nadi, efsanevi gazetecilerden Ahmet Emin Yalman, Celal Nuri, Necmeddin Sadık, Ali Kemal ve Refik Halit'le birlikte kurdukları cemiyet hepi topu iki ay kadar dayanabildi fırtınaya. Gemisi çabuk karaya oturdu; ilk kasırga Mustafa Kemal'in topladığı Sivas Kongresinden geldi. ¨Ya istiklal, ya ölüm!¨ diyordu kongre üyeleri, mandayı, bir devletin himayesine girmeyi kabullenmiyordu; cemiyetin tabelasının çivileri eğreti çakılmış olmalı, çabuk söküldü yerinden.

Biz şimdi Halide Hanım'ın peşine takılalım. Osmanlı'nın, can çekişen ruhuna üfleyerek bütün varlığını bir Cumhuriyete aktarıp, orada yeniden nefeslenmesi zamanlarından başlayarak 1964'de hayatını kaybettiği yıla kadar, neredeyse bir erken Cumhuriyet tarihi Halide Hanım'ın takibiyle okunabilir.

Siyasi tarih ve siyasal biyografi çalışmalarına ait doktorasıyla bilinen araştırmacı yazar Mehtap Tanar'ın, Beyoğlu Kitabevi tarafından basılan eserinde Halide Hanım'ın ayak izlerini sürüyoruz.

Kitabın basımı 2026, henüz mürekkebi üzerinde; mürekkebin dağılmamasına göz kulak olan editör Kaya İmrag, yayın yönetmeni Hikmet Akyüz. Bu isimleri anıyorum, zira çok tertipli bir çalışmanın ortaya çıkmasında emekleri yadsınamaz ama tül perde ardında kalmış görünmeyen isimlerdir. Kaynakçasıyla beraber 455 sayfayı bulan titiz bir çalışmanın ışığında, handiyse kusursuz imla ve düzgün yazımla elimizde olan kitabın başlığı da okuru davet edicidir:

¨Dört Devir, Bir Kadın: Halide Edib Adıvar'ın Entelektüel Portresi¨

Gerçekten kitap dört safhada hem Halide Edib'in entelektüel serüvenini anlatıyor hem de biyografik bir çalışmanın ötesinde dönemin kısa tarihçesini bir daha aktarıp hafıza tazeletiyor, kıyıda köşede, arşivlerde kalmış bilgileri de hem okura hem akademik dünyaya tanıtıyor.

Halide Hanım'ın 1908 Meşrutiyet ilanı ve Birinci Dünya Savaşı dahil 1918'e kadar olan ütopyacı düşünceleri, kadın haklarına yönelik süfrajet akımında bir görünüp bir uzaklaşması, Balkan Savaşlarında militarize olmuş milliyetçi düşüncenin ardına takılması, Ermeni Tehciri sırasında tenkid'den müdafaa'ya adım atışı, bu kadar farklı ve bir araya gelmez şeyler için tarakta bez dokurken sonunda öğretmenliğe karar kılıp Cemal Paşa'nın kontrolündeki Lübnan'a gidişi, Mehtap Tanar'ın dönemleştirmesiyle, onun 1. Devresidir.

İkinci ve sonraki devirlerini kısaca sıralamadan evvel, Cumhuriyet tarihinin üzerinde sıklıkla konuşulan ama hakkında hep dudak bükülerek sonuçsuz değerlendirmelere maruz kalmış, böylece çoğu defa gadre uğradığınısöyleyebileceğimiz Türk entelektüeli Halide Hanım için söz buraya gelince bir tanımlama yapmaklığım tuttu; akışı bozmadan şuracığa eklemeliyim.

Halide Hanım, entelektüel kişiliğe dair Antik Yunancadan kalma iki kavramı da üstünde taşıyan biriydi. Tanar'ın, Halide Edib üzerine bugüne kadar Türkçede yazılmış, aralarında Murat Belge, İnci Enginün, Feyza Hepçilingirler gibi imzaları da  bulunduran kırka yakın monografi ve türlü biyografiler sıralamasında en son gelen eserinde bu iki kavramı apaçık onun insan kişiliğinde, kimliğinde buluyoruz. Her konuya meraklı ve yetenekli olan karakterlere verilen isimle, onu Polymath ilan edebilir; değişik alanlarda, disiplinlerde öğrenmeye ve öğretmeye meraklı yönüyle Pantomath diye adlandırabiliriz.

Bu iki özelliği bir arada, kişiliğinde barındıran Halide Hanım hayatı boyunca zihninin kıvrımlarında gezinen iniş ve çıkışlarıyla huzursuz, galiba epeyi de mutsuz ve yorgun yaşamıştı. ¨İngiliz Edebiyatı Tarihi¨ni, İstanbul Üniversitesi'ndeyken asistanlığını yapan Mina Urgan'dan evvel yazmış olan Halide Hanım'ın mükemmel, akıcı İngilizcesine nazire olarak söyleyebiliriz ki, onun Ups and Downs'ları şaşırtıcıdır. Afacan çocuklar gibi bugün başka, yarın bambaşka söyler.

2. Devresi de pek hareketlidir: İşgale ve Milli Mücadeleye doğru giden o zor zamanlar Halide Edib'i bu kez köycülük tartışmalarının ortasında buluruz. Yine cemiyetcidir; Köycüler Cemiyeti’ni kurar. Ardından Wilson Prensipleri Cemiyeti gelir. Onun mitingci yanı da boş durmaz, meşhur Sultanahmet-Fatih-Kadıköy mitinglerinde kürsüdedir. Eski defterlerini bir süre sonra rafa kaldırıp yeni bir deftere başlayacak ve bu kez onbaşı rütbesiyle asker kadınlar sicilinde adı geçecektir. Anadolu'da isyanın başındaki isme yakın durmaya can atar ama, görüyoruz ki, Mustafa Kemal'in her zaman kaş çatışları ve kuşkulu bakışları altında çıtasını bir türlü yükseltemeyecektir. Mücadelenin zirvesindeki liderden beklediği yüzü bulamamaktan kaynaklı derin küskünlük, kırgınlık onun entelektüel zihin dünyasını derinden yaralar.

Halide Hanım'ın Cumhuriyet'in ilanıyla beraber daha Mücadele yıllarında kurulmasına önayak olduğu Anadolu Ajansı'nda faaliyetlerini sürdürdüğü, gazete yazarlığına devam ettiği, edebi kişiliğini içinde barındıran romanlarıyla haşır neşir olduğu zengin bir entelektüel dönemi, onun 3. Devresinde okuruz.

Bu arada mademki Çankaya'ya yakın bir koltukta yer alamamıştır, muhalefete düşer, Atatürk'ün talimat ve gözetiminde kurulmuş Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın parti programında onun imzası görülür. Bunlar onun adına bardağı taşıran son damlalardır, adeta...

Halide Edib Adıvar'ın, ikinci evliliğini yaptığı Dr. Adnan Adıvar'ın eşi sıfatıyla bu soyadını kullanmakta olduğu Cumhuriyetin erken yıllarında, 1926'da, ¨Gönüllü Sürgün¨e kocasıyla birlikte çıktığı dönem ve sonrasını, Mehtap Tanar 4.Devre olarak ele alıyor;  ¨devre ve devir¨ tanımlamaları bana aittir.

Amerika'da, Paris'te, kısmen Hindistan'da gözlem yapmaya yetecek müddette geçen yıllar, onun entelektüel kavrayış ve algısını, zihin dünyasını meşgul eden zamanlardır. Savaşa sürüklenen Avrupa'da çıkacak yangının bütün dünyayı saracağı daha baştan belli olan o yıllarda ¨Maske ve Ruh¨ başlıklı bir eser yazacak, ruhu makineleşen insanlığı, insanlığın acımasızlığını ortaya koyan derin felsefi düşünüşlerle şaşırtacaktır.

Galiba Halide Hanım da, bütün gerçek entelektüeller gibi şaşırtmayı, dikkat çekmeyi sevmektedir.

Maske ve Ruh'un İngilizce baskısı ve diğer eserleri ardı ardına gelmektedir, bu üretken~mümbit yazarın kalemi işlektir. Derken, Çok Partili döneme geçişle birlikte Halide Hanım'ı tekrar siyasetin içinde buluruz. Demokrat Parti İzmir mebusu olarak parlamentoya girecek, bir dönemlik bu milletvekilliğinden sonra daha da küskün kalmış olarak köşesine çekilecektir. Uğraşıları bitmez ama; 1950’de kurucuları arasında yer aldığı ve başkanlığını üstlendiği Türkiye (Uluslararası) PEN Yazarlar Derneği’nde yine Türk entelektüellerini çevresine toparlayacaktır. Kimler yoktur kimler! Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Muhsin Ertuğrul, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nadir Nadi, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Nurullah Berk…

Halide Hanım’ın yine cemiyetciliği tutmuştu, benim de on altı yıldır üyesi olduğum PEN uluslararası yazarlar birliğinin kurucu başkanıydı.

Aşırı radikal ideolojilerin, adlı adınca söylersek faşizm ve komünizmin dönemlerinde demokrasiye ait tanımlamaları yazarken kullandığı kalem öyle zamanlar oluyordu ki jilet keskinliğindeydi, söylevlerinde ve sözlerinde icabında pervasızdı. İngilizce olarak yayınladığı Turkish Ordeal adlı kitabın 128.sayfasındaki bir paragrafın altına üstüne imza atmak her ¨babayiğidin¨ işi değildir.

Diyordu ki, ¨Sokaktan kurnaz, bencil ve tamamen vicdansız olan herhangi bir erkeği alın, ona tükenmez arzularını tatmin etmek için her türlü hileyi kullanmaya istekli isterik bir kadının ısrarını ve histerikliğini verin, sonra ona bulabileceğiniz en büyük büyüteçten bakın -ve Mustafa Kemal Paşa'yı göreceksiniz.¨

¨Muarızlarından¨ karşıt kalemlerin de hücumuna uğramaz değildir. Mesela, Orhon Seyfi Orhon, 1928'de yayınlanmış, bugünkü aynı ismi taşıyan gazeteyle ilgisi bulunmayan Milliyet'teki köşesinde, ¨Varsın yazsın, varsın söylesin, biz onun kalbinin içini biliyoruz. Zavallı Halide Hanım ne erkek ne de kadın olamamanın ıstırabını çekiyor! Bu yarı kadın yarı erkek acayip mahluk, işte bu yüzden 50 yaşının buhranlarını siyasi hezeyanlar halinde Londra'da geçirmektedir.¨

Halide Hanım'ın bu sataşmaya ne cevap verdiğinin peşine düşemedim ama eğer bir yanıt verdiyse, herhalde bir kadın olarak yaşına dair yanlış parmak hesabına dargınlık göstermesinden olmalıydı; kadınlar yaşları hususunda titizdirler. Zira 1884 doğumlu kadın entelektüelimiz o tarihte sadece 44 yaşındadır.

Entelektüelin ağacında meyve çok olur, taşlayanı da fazladır. Halide Hanım için bence en ağır suçlama ve hâlen bugün devam eden itham onun mandacılığıydı.

¨Halid'anım¨ mandayı savunmuşmuş; bırakın savunsun, birileri savunmalıydı zaten. Öyle olmasa ortak akıl denilen, en tehlikelisi ortaya çıkardı.

Âşık Veysel ne güzel demiş, sazın teline vurmuş sözünü:

Koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa!

Farklı seslerin çıkması iyidir; bir metafor yaparsak: Halide Hanım şarkı söylediği fikir dünyası sahnesinde adagio'dan andante'ye, allegro'dan presto'ya uzanan ve en sonunda dünyanın bütün seslerini ve hatta renklerini kullanarak kreşendoya kadar erişip bir soprano gibi entelektüelizmin müziğini icra etmişti.

Evet, farklı olana da ihtiyacımız var.

Antik Yunan dünyasında, Milattan evvel 5.yüzyılda yaşamış Elealı Zeno'nun dediği gibi ¨Bana farklı bir şey söyle, iki kişi olduğumuzu anlayayım.¨

Hasılı, entelektüel bize lazım, azizim...

İlgili İçerikler