Özellikle “başkanlık rejimi”nin millet tarafından -şaibeli de olsa- kabulünden sonra, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının niçin daha çok temel hata yapmağa başladığının nedenini düşünürdüm.
Sayın Cumhurbaşkanının BM çıkartması esnasında, New York şehrinin en kalabalık yeri olan Times Meydanı’nda, devlet tarafından verildiği anlaşılan dijital reklamları görünce sebebini anladım.
Bu meydan devasa dijital reklam panoları ile çok ünlü. Burada neredeyse bedava film seyreder gibi ucu bucağı olmayan reklamları seyredersiniz. Vasat bir günde ortalama onlarca ekranda, milyondan çok farklı reklam gösteriyorlar.
Her reklam, günde ortalama 500 milyon yaya ve otomobil ya da otobüs kullanan tarafından görülüyor.
Reklam verenler, reklamın yeri, süresi, gösterim sayısına bağlı olarak 5 bin dolar ile 50 bin dolar arası ödeme yapıyorlar.
En çok reklam veren “soft drink” denilen meşrubatlar. Coca Cola başı çekiyor. Daha sonra tekstil geliyor. Gençlere hitap eden American Eagle markası öne çıkmış. Arkasından teknoloji şirketi denilen elektronik aletler üretimi (laptop, bilgisayar, radyo vs. vs.) geliyor. En çok HP görünüyormuş. Onu otomotiv takip ediyor. Toyota Pirius en ciddi yer kaplayan olmuş.
Mini Cooper arkadan geliyor. Otomotivin arkasında fast food var. Dominos Pizza cesur reklamları ile anılıyor. Bunları film, tiyatro, sinema, kozmetik takip ediyor. Büyük markalardan Samsung, Chanel, Hyundai anılabilir.
Görüldüğü gibi verilen reklamların tümü tüketim, yarı tüketim mallarına ait. Dayanıklı tüketim de var ama otomobil dışında çok cılız.
Şimdi siz bir yönetici olsanız buraya “Türkiye’ye yatırım yap” diye reklam verir misiniz?
Bence ticaretten, yurtdışında ne olup bittiğinden haberdar değilseniz verirsiniz. Biri sizi kandırır; kime hitap edeceksiniz? Blucin veya kız arkadaşına kolye almaya gelmiş, bir pizza ya da tavuk yedikten sonra sokakta gezecek ya da Broadway’de bir müzikal seyredecek bir New Yorklu veya bir turist ülkemize yatırım mı yapacak?
Haydi diyelim büyük bir yatırım gurubunun başkanısınız; Times Meydanı’nda reklamı var diye birden Türkiye’yi hatırlayacak ve yatırıma mı geleceksiniz?
Fotoğraf: AA
Her kim olursa, yatırıma dijital reklamlar ile mi karar verecek. Bu insanlar nasıl yatırım yapar bileniniz yok mu?
Hiç mi bankacı, maliyeci, endüstri yatırımcısı yok partinizde? Olanlar reklama bakıp mı yatırım yapıyor?
Bu komik durumun sebebi sayın okur, iktidar yöneticilerinin “genel kültürleri”nin olması gereken seviyede olmamasından. Bundan daha iyi bir gösterge olamaz.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın yazdığı kitap için de reklam yapmışlar. Bu reklam doğru; oradan geçen insanlar nedir bu diye birkaç dolar verip kitabı alabilirler. İçinde ne vardır bilmiyorum. Reklamda kitabın adı da görülmüyor. Ancak sayın Cumhurbaşkanı’nın yakışıklı bir resmi konmuş. Satış için iyi bir reklam mecrası. Şu anda Amerika’da nerede satılıyor acaba?
Bu, iktidar yöneticilerinde genel kültür eksikliği dediğim konu problemli ve yaygın bir konu. Mesela “Biz de AB’den çıkarız!” diyorlar.
Yahu azizim, daha girmedin ki çıkacaksın?
Bazı birbirine benzer Avrupa ülkeleri, önceleri ekonomik, daha sonra da sosyal gayeler ile (belki ABD gibi bir büyük tüketim pazarı yaratmak için) bir araya geldiler. Kendilerine çok benzemeyen diğer Avrupa ülkelerine “İsterseniz sizde gelin! Kurallarımız bunlar” diye bir sürü yazı yazdılar, konferanslarda laf söylediler.
Mesela Fenerbahçe’ye üye olacaksın; iyi güzel de ben sarı lacivert sevmem, kulüp renkleri kırmızı beyaz olsun diyorsun. Üye aidatı 10 lira; ben 1 lira veririm diyorsun. Kulüp üyeleri her sabah birbirine günaydın diyor; den sinkaf çekiyorsun. Üye olmak için aile ahfadına iyi davranacaksın diyorlar, sen sabah öğle akşam karını kızını dövüyorsun!
Almayınca da, “Ben Müslümanım da ondan almıyorsun değil mi!” diye bağırıyorsun.
Sen Avrupa Konseyi üyesisin. Kurucu ve tabii üyesin. Ülken coğrafi olarak Avrupa kıtasında olduğu için üyesin. Buradan çıkamazsın; nereye götüreceksin ülkeyi, Afrika’ya?
Avrupa Konseyi’mi; insan hakları, hukukun üstünlüğü ve çoğulcu demokrasi ilkelerini korumak ve güçlendirmek; ırkçılık, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı, sosyal dışlanma, uyuşturucu madde ve çevre konularındaki sorunlara çözüm aramak; Avrupa kültürel benliğinin oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunmak için kurdun. Sen kurdun! Bu manada ne faydan dokundu?
Bir başka iddia, “Biz IMF’ye muhtaç değiliz, Onlara CEHAPE gider” diyorsun. IMF veya Dünya Bankası senin dışında kuruluşlar değil ki, patronlardan biri sensin. Ekonomik sıkıntıya düşen üye parasal destek alsın diye kurmuşsun; tüm kurucular ne derse IMF onu yapıyor.
IMF (Uluslararası Para Fonu) dünya para sisteminde, denetim yolu ile istikrar sağlamaya çalışıyor, WB (Dünya bankası) orta ve düşük gelirli ülkelere yardım sunarak yoksulluk ile mücadele ediyor.
Vaktinde sen kural koymuşsun; “devletlere borç para verirken ne için istediklerini bilimsel olarak, temel ekonomi kuralları içinde tahlil et, öyle ver. Ne yaptıklarını kontrol et, senin onayın olmadan bir harcama yaptırma! devamlı rapor ile bizlere bildir. Bu çerçevede dünyanın en ucuz kredisini kullandır!”
Şimdi de diyorsun ki “Benden hesap soramazsın!?” Aranızda bir fikir ayrılığı mı oluştu? Niçin gidip üç misli maliyetli borçların peşinde koşup, IMF’den almıyorsun? Senin koyduğun kuralı tatbik ediyor?
Hesap vermeyene para verme diye sen demedin mi?
Kısaca anlaşılıyor ki iktidar dünyanın nasıl döndüğü hakkında bir görüş sahibi değil. Oralarda da Mahmutpaşa kuralları var sanıyor.
Buna benzer gaflar çoğaldıkça, vatandaşın faturası artıyor…


