Geçen hafta Ata’mızın sonsuzluğa uğurlanışının yıl dönümü idi...
İsteyen tören yaptı, isteyen telefonu ile oynamaya devam etti. Tam da onun istediği gibi, yani hani diyordu ya “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diye, tam o şekilde. Cahiller “özgürce” cahilliklerini yaşayıp, doğrudan ya da dolaylı olarak Atatürk’e hakaret etmeye teşebbüs etti.
Onlar, aslında hakaret ettiklerinin 1920’de Cumhuriyet’i ilan eden kendi dedeleri, büyük dedeleri olduğunun farkında değillerdi.
Ben ve dostlarım, gün boyunca onu konuştuk, ruhuna değsin diye de akşam beyaz leblebi ile birer kadeh rakı içtik.
Söylemek istediklerini, korktukları veya menfaatlerine “öyle geldiği” için, söylemeyen ve/veya söyleyemeyen ciddi bir vatandaş sayımız var.
Şimdi AKP iktidarı var. Onların iktidarı kazanmak ve devam ettirmek için kullandıkları en kısa temel söylem; “dindar gençlik.”
Bu tabirin çekilemeyeceği yer yok gibi... Dindarlığın tarifi nedir? “Milli otomobil” der gibi bir şey, mantıklı bir açıklaması yok. Neyin karşıtı olduğu da belli değil, ne işe yaradığı da.
Atatürk, tüm dünyada, harp sonrası yıkılmakta olan imparatorluklardan, demokrat bir ülke çıkarabilmiş olanların başında bir devlet adamı olması ile tanıyor. Bir çok millete ve ülke insanına örnek ve ilham olmuş. Kimine göre iyi bir asker, kimine göre ise bir öncü, inkılapçı…
Bir siyasetçimiz soruyor ve kendi cevaplıyor;
“Nedir bu kaldırılan andımızdaki “Uyacağız diye yemin ettiğimiz; Atatürk ilkeleri?” Atatürk bu ülkede, 23’den 38’e kadar cumhurbaşkanlığı yaptı. Hangi politikaları takip etti ise ilkeler onlardır!
Peki bu süre içinde uygulanan politikaların esasları nedir? Söyleyeyim! Önce “yerli malları” haftası yaptık; kutlama günlerinde üzüm fındık yiyorduk. Yani; “kendi ürünlerimiz tüketeceğiz, destekleyeceğiz, onlar ile kalkınacağız!
Kabotaj bayramı yapılıyordu! Ne demek bu? Limanlarımız arasında sadece yabancılar nakliyat yapabiliyordu; bunlar ortadan kaldırıldı, artık kendi gemilerimiz ile taşıma yapacağız.
27’ de Kayseri uçak fabrikası kuruldu; açılış konuşmasını alın okuyun. “Uçak sanayi biz kuracağız diyor” Savunma sanayi başlangıcı değil mıdır bu?
Onun ilkelerinden en mühimi; Bağımsızlığın esas alınması... Şahsiyetli dış politika yapılmıştır. Atatürk bir defa dış seyahat yaptı mı? Hayır. Biz tarihin en şerefli milletiyiz; “Ben kimsenin ayağına gitmem” dedi gitmedi…
Bu siyasetçi devam ediyor, “Bazıları gibi dışarda, dış işleri 3.üncü katibinin odasında bir hafta randevu beklemem” diyor.
Yani kimi siyasetçi de böyle düşünüyor. Merak ettiniz değil mi, kim bu siyasetçi!. Yazının sonunda yazacağım.
Manşetteki MAO’ ya gelince...
Ulusumuzun en kalabalık etnik gurubunu oluşturan Türklerin tarihinde en önemli komşu Çinliler olmuştur. Çinliler tarihsel gelişme içinde, saat pusula, barut, kağıt, matbaa, gibi dünyanın en önemli icatlarını yapmış. Ancak daha sonra, 2000 yıllık hanedanın yanlışları yüzünden halk sefalete düşmüş ve 1911’de, biraz da 1905’de yer yer başlamış olan Rus ihtilalini yapan olayların etkisi ile tek aile idaresi yıkılmış, Sovyetler gibi komünist bir cumhuriyet kurulmuştu.
Bizim ilgilenmemiz gereken, işte bu süreçler içinde hep geri gitmiş olan bu dev ülke, ne olmuş da birden dünyanın teknoloji devi olmuştu?
1911 İhtilali’nin yarattığı Başkan Sun Yat-san; kısa bir süre sonra, yerini komünist diktatör General Yuan Shikai’ye bırakmak durumunda kaldı.
1916' da Yuan'ın ölmesiyle iyice gerilen atmosferde yabancı karşıtlığı artmış ve 4 Mayıs 1919'da öğrenciler ayaklanmış ve ülke süratle ülke içi rakip güçlerin çıkardığı bir iç savaşa girmişti.
1927'de Batı ile yakınlaşma yanlısı olan Çan Kay-Şek Sovyetler Birliği ve Çin Komünist Partisi'ne sırtını döndü.
1928'de taraflardan biri olan Kuomintang yönetimi Çin'i birleştirdi.
Ancak bu defa 1931'de Japonya Mançurya'yı aldı. 1937'de Japonya Çin'e savaş ilan ederek ülkenin doğu kıyılarını ele geçirmesi üzerine Çan Kay-Şek birlik yarattı ve Japonlar ile savaş başladı.
I. Dünya Savaşı'nın sonunda Japon güçleri ülkeden atıldı. Tayvan ve Mançurya geri verildi. Çin kurulmakta olan Birleşmiş Milletlere üye ve Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi oldu.
Yeniden çıkan iç savaşta 1949'da Mao Zedong önderliğindeki komünistler Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurdu.
Mao Zedong
Asya’nın öbür ucunda bunlar olurken bizde ne oluyordu? Bir bakalım;
1923 Atatürk saltanatı tamamen kaldırıp, tüm yetkiyi halka veriyor.
1949 Çin, tüm hanedanlıklar yok edilmiş, iç harp bitmiş; tüm yetki halka verilmiş.
1928, Arap alfabesi kaldırılmış, modern Latin alfabesi kabul edilmiş, bir eğitim reformu yapılmış,
1956, Çin, zor anlaşılır binlerce karakterden oluşan alfabe basitleştiriliyor okuma yazma öğrenimi milli dava haline geliyor.
1933 ilk beş yıllık kalkınma planı yürürlüğe giriyor strateji tamamen eğitim ve kalkınma hedefleniyor.
1953 Çin’de de ilk plan ile planlı ekonomi başlıyor.
1924-1933 dinsel eğitim bitiyor, bilimsel modern okullar devri başlıyor.
1934 de Türkiye, 1950 de Çin’de kadın hakları kabul ediliyor.
1925-1937 modern batı dünyası günlük hayatı adapte ediliyor.
1980-1990 kanuni, ekonomik ve kültür modernizasyonu başlıyor.
1930 TR’de kendi endüstrimizi temelden kuralım mottosu yayılıyor.
1978-1985 Çin’de 4 ana dalda modernizasyon endüstri, savunma, bilim, tarım.
Nerede ise yarım asır ara ile uygulanan ayni prensipler, ancak çok farklı sonuçlar…
1990'lardan itibaren Çin ekonomisi yıllık ortalama yüzde 11.2 civarında büyümüştür. 2000'li yıllarda Çin'in ekonomik kalkınması tüm dünyada önemli bir konu haline geldi.
Bu satırları başlangıçta birbirine benzeyen iki ülke faaliyetlerinin bugün neden birinin inanılmaz büyüklükte bir başarı, diğerinin nerede ise orta çağlara geri dönme telaşı içinde olduğunu görelim ve sorgulayalım diye yazdım.
Modern Çin'in kurucusu Mao, bir konuşmasında "bizden önce emperyalizme karsı en büyük savasımı veren ve yedi düvelin tankına topuna yek vücut karşı koyan yüce Türk milletine, devlet ve millet olarak takip ettiğimiz onun ebedi lideri Atatürk’e saygılarımı arz ederim. Unutulmasın ki milletlerimizin hamuru bin yıllar evvelinden karşılıklı dostluk ve saygıyla yoğrulmuştur" diyerek hayranlığını dile getirmiştir.
1976' da Mao'nun ölümünden sonra, iktidara gelen Deng Xiaoping döneminde de ülkede önemli ekonomik reformlar yaparak planlı ekonomiden “Çin değerleri ile sosyalizm” adı verilen karma ekonomi veya piyasa sosyalizmine geçildi.
Dikkat ederseniz, ülkemizde 1950’den sonra Amerikan’nın, temelde kısaca “siz uğraşmayın, biz size çok ucuza veririz” söylemi ile özetlenebilecek “desteği” ile ülkede sanayi daha doğru dürüst gelişmeden, “montaj” yani teknoloji yerine “kol gücü, yani emek satma” seviyesinde kaldı. Çin ise dünyanın en büyük teknoloji ve ilintili ürünler (mesela otomobil) üreten ülkesi oldu.
Bir konuda şaşırtıcı derecede cahil bir milletiz. Ancak, bu cehaletin tamamen devlet yönetimi politikaları yüzünden oluştuğu kanaatindeyim.
Bol bol sözünü ettiğim Çin’de eğitim üç yaşında kreşlerde başlıyor. Çinli “bebekler” Çince ve İngilizce öğreniyorlar.
Bu “bebekler” yaz okullar, müzik, spor, sıkı durun; robotik kodlama eğitimi alıyorlar.
Çin Eğitim Bakanlığı’na göre, Çin de 300 bin civarında kreş var. Eğitimin temelinde ünlü filozofları Konfüçyüs’ün öğretileri, sözleri, tavsiyeleri var. Daha üst sınıflarda uluslararası filozofların öğretileri geliyor. Tabii matematik en temel öğreti.
Bu okullara katılım yüzde 91!
Bizde ise anaokulu yok ama, ilkokulda mezar ve ölü yıkama var…
İçim karardı, okuduğunuz için çok teşekkür ederim..
Yukarıda, Atatürk ilkelerini hatırlatan siyasetçi Prof. Necmettin Erbakan’dı.
Rahmetli Hoca bir de Kuran’ın Türkçesini yaptıran, 3 Mart 1924 tarihinde Şer'iye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılarak yerine, 429 sayılı Kanunla, Başvekâlet bütçesine dahil ve Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği, (Diyanet işleri Başkanlığı'nı) kuran Mustafa Kemal Atatürk'ün bu doğrultuda “Laisizm” politikasını da hatırlasa idi keşke.


