Sin Palabras: Kelimeler olmadan
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Sin Palabras: Kelimeler olmadan

Fotoğraf da kâğıt ve mürekkepten oluşur ama mucizevi bir şekilde kelimeler olmadan anlatır hayatı. Belki bir doğum günü, belki bir düğün, belki bir ayrılık öncesi son hatıra: "Bu suretim hatıra olsun size..."

Sin Palabras: Kelimeler olmadan
Eski yıllardan kalma fotoğraflardan anılar...

Geçen hafta insan, kâğıt, mürekkep ilişkisinden söz etmiştim. Dolapların tozlu gözlerinde, çekmecelerinde boynu bükük duran mektupları bu ilişkiye örnek vermiştim. Ancak o çekmecelerde sadece mektuplar, kartlar yok ki! Kağıt ve insan deyince fotoğrafı da unutmamak gerekir. Şimdiki dijital fotoğraflardan söz etmiyorum elbette. Çok eski bir zaman değil, yirmi yıl önce bütün fotoğraflar karta basılırdı. Duvarlarda genellikle aile büyüklerinin fotoğrafları çerçevelerin içinden bakardı. Şifoniyerlerin doğal objesi ise okuyup evden ayrılmış, kendi hayatını kurmuş çocukların ve sonra torunların fotoğraflarıydı. Ama asıl fotoğraflar onlar için ayrılmış bir dolapta albümler içinde saklı dururdu. Ara sıra açılır, bakılır, geçen zamana iç geçirilir, belki bir iki damla gözyaşıyla birlikte albüm kapatılırdı. Başlangıçta siyah beyaz, sonraları solgun renklerle bezenmiş fotoğraflara bakıp hemen yanda duran, muhtemelen bir kordela ile bağlanmış mektupları okuduğumuzda o kişinin kendi hikâyesinin kahramanını da tanımış olurduk. Murathan Mungan, annesi ve teyzesinin fotoğrafına bakarken şöyle diyordu Harita Metod Defteri'nde: "...günün birinde sadece bir fotoğraf olacaklarının hüzünlü bilgisiyle bakıyorlar sanki. Belki de yıllar sonra baktığımız pek çok fotoğraf benzer duygular uyandırır insanın içinde. Fotoğraflarda en çok görünen şey 'zaman'dır çünkü..."

Ziya Osman Saba'nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi adlı bir öyküsü vardır. Yaşanan zamanın ötesine bir fotoğraf olarak kalabilmeyi anlatır: "Bu caddeye ne kadar da çok fotoğrafçı toplanmış, şimdiye kadar kaç tanesinin önünde resimleri seyre daldım. Bütün bu mesut insanlar buralara da saadetlerini tespit ettirmek için koşuşmuş olacaklar. Bu resimlerde, yaşayacaklarından daha uzun zaman tebessümleri devam edecek."

Eski fotoğraflar bir ritüel ürünüdür. Üzüntülüyken fotoğraf çektirilmezdi mesela; mutlaka özel ve mutlu bir günü kalıcılaştırmak için geçilirdi fotoğraf makinesinin karşısına. Yapay çiçekler, bir yükselti, kasabanın amatör ressamının elinden çıkma tabiat resmi fon oluştururdu. Fotoğrafçının uyarıları ve sonra ciddi bakışlarına eşlik eden talimatıyla gülümsenirdi. Bir koşul gibiydi, geleceğe kalacak suretin neşeli, mutlu görünmesi. Donmuş bir gülümsemeyle merceğin bir an parlayıp görünmesi beklenirdi. Fotoğrafı görmek için birkaç gün beklenirdi. Kartın arka yüzünde genellikle "agfa" markası okunurdu; ön yüzün sağ altında ise fotoğraf dükkânının adı. Çocukluğunda agrandizör kullanmış, fotoğraf basmış biri olarak söyleyebilirim ki siyah beyaz fotoğrafın oluşma anları, tıpkı bir doğumu gibidir. Agrandizör denilen ışık ve merceğin büyülü buluşması kartta görünmeyen, gizli bir görüntü oluşturur önce. Işıktan sakınılan, karanlığa yakın bir ortamda başlar doğum. Sonra kartı su dolu bir kabın içine yatırırsınız, birinci banyo denir buna. Ardından ikinci banyo. Yarı karanlıkta yavaş yavaş belirir fotoğraf. Suyun içinden kendini ele vererek çıkan kart, asılır ve kurutulur. Sonsuzluğa bir çentik anlamına gelen görüntü tamamlanmıştır artık. Belki bir doğum günü, belki bir düğün, belki bir ayrılık öncesi son hatıra. Eğer yalnızca bir kişi varsa fotoğrafta, ihtimaldir ki uzaktadır, eski deyişle gurbettedir ve aileye gönderecektir. Bu fotoğraflara dikkatle bakarsanız hüznü görebilirdiniz. Kuruyunca ipten alınan fotoğraf yaşamaya başlayabilir artık. Gönderilecekse arkası yazılır: "Bu suretim hatıra olsun size" gibi dokunaklı bir cümle mektuba eşlik edecektir. Hâl hatır soran ve genelde "Ben iyiyim, sizleri sormalı" diye başlayan ve tanıdık herkesi kapsayan selam faslıyla biten bir mektuba... Aile fotoğrafları ise bir süre ortalıkta durur, gelen giden bakar. Zamanın nasıl geçtiğine tanıklık eder yıllar boyu. O gülümseyişler, giysiler, birbirinin elini tutmalar, omzuna dokunmalar ailenin kendi sırlarını da içererek ve hiç değişmeden var olur, siyah beyaz bir anlamın içinde.

Şair Betül Tarıman, Ay Soloları'nda şöyle betimler bu durumu:

"en acılı yerimizde oynaşan

bir bahar tufanı

geçer ömrümüzden

ne yollar biter

ne gece

aynı resim asılı kalır

aynı anılar."

İspanyolcanın güzel şarkılarından biri olan Sin Palabras'ı bilirsiniz; yani "Kelimeler olmadan." Şöyle der şarkıda: "Beni izlerken buldum seni/ Gözlerini/ Kelimeler olmadan/ Bakışlar, tebessüm ve her şey…" Fotoğraf da kâğıt ve mürekkepten oluşur ama mucizevi bir şekilde kelimeler olmadan anlatır hayatı.

 

 

 

İlgili İçerikler