Bu ay başında şimdiye kadar görmediğim ülkelerden Japonya’yı ziyaret etmek imkanı buldum. Dedikleri kadar varmış. Japonya gerçekten görülmeye değer bir ülke. Üstelik kafada büyüttüğümüz kadar Dünya’nın öbür ucu da değil. Türk Hava Yollarının yeni satın aldığı “787 Dream Liner” uçaklarıyla, New York’tan daha kısa sürede Tokyo’ya varılabiliyor.
Japonya bir takımada devleti. Japon sahil güvenlik ekiplerince yapılan son sayımlara göre, yeni keşfedilenlerle birlikte dördü büyük toplamda 14 bin 125 adadan oluşuyor. Bunlardan sadece 430’u iskan edilmiş. Adalar bakımından bizim Ege’yi aratmıyor. Bu kadar çok adanın varlığı, ister istemez deniz yetki alanlarının belirlenmesi açısından sorunları da beraberinde getiriyor. Bu çerçevede Japonya’nın deniz komşularıyla ile ihtilafları var.
İkinci Dünya savaşında eski başkentleri Kyoto haricinde yerle bir edilen Japonya, 15 sene içerisinde Olimpiyat düzenleyebilecek bir altyapıya ulaşmış. Bugün, ABD ve Çin’in ardından Dünyanın üçüncü büyük ekonomisine sahip. Önemli bir bölümü Türkiye’de de faaliyet gösteren Toyota, Honda, İsuzu, Sony, Hitachi, Mitsubushi, Panasonic gibi teknoloji devleri Japon kökenli. Japon mucizesi denilen tam da bu olmalı.
Japonya’da en yaygın ulaşım aracı demiryolları. Ülke 10 yılda olmasa da kısa bir zaman dilimi içerisinde demir ağlarla örülmüş. Tokyo- Osaka güzergahında her 10 dakikada bir tren seferi yapılıyor. Ülke genelinde belki de sayısı milyonları bulan tren seferlerinin yıllık ortalama gecikme süresi sadece 18 saniye.
Japon hızlı trenleri “shinkanzen”ler
Demiryolu deyince Japonya’daki hızlı trenlerden bahsetmeden geçmek olmaz. Dünyada hızlı tren uygulaması ilk kez 1964 yılında Japonya’da başlamış. Hızlı trenlere Mermi tren anlamına gelen “Shinkanzen” deniliyor. Schinkanzen trenler, Saatte 320 km hızla seyrediyor. Deneme seferlerini başarıyla tamamlayan ve 2027 yılında hizmete girmesi öngörülen yeni nesil shinkansenler saatte 603 km hıza ulaşabilecek.
Trenler perona ilan edilen hareket saatinden yedi dakika önce yaklaşıyor. Bineceğiniz vagon tam önünüzde duruyor. Dört dakikada tren temizleniyor, üç dakikada da yolcular trenlerine biniyor. Tüm bu işlemler saniye aksamadan tıkır tıkır işliyor. İki temizlik işçisinin arı gibi çalışıp dört dakikada koca vagonu nasıl temizlediklerini görünce Japon mucizesinin nasıl gerçekleştiğini daha iyi anlıyorsunuz.

Türkçe bilen Japonlar
Öteden beri Uzak doğu insanlarının yabancı dil öğrenmekte pek yetenekli olmadıkları söylenir. Gerçekten ben de 42 yıllık meslek hayatımda aksansız İngilizce konuşabilen bir Çinli’ye rastlamadım. Tek istisnası Japonların Türkçe öğrenmeleri olmalı. Söylenildiğine göre, Tokyo’daki Dışişleri Bakanlığı'nda Türkçe konuşabilen 30-40 kişilik bir ekip varmış. Türkiye’de yatırımları bulunan Mitsubishi, her yıl lisan öğrenmeleri için Türkiye’ye 10 çalışanını gönderiyormuş. Bugüne kadar Ankara’daki kordiplomatik arasında sadece Birleşik Krallık büyükelçileri Türkçe bilirdi. Bu yıl görevine başlayan yeni Japonya büyükelçisinin de şakır şakır Türkçe konuşabildiğine bizzat tanık oldum. Oysa yanlış hatırlamıyorsam Türkiye’nin, cumhuriyet tarihinde Japon’la evli olan bizim dönemlerden bir arkadaşımız haricinde Japonca bilen bir büyükelçisi olmadı. Yeni Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın diplomatlarımızın farklı dilleri öğrenmelerine öncelik vermesinde yarar var.
Japon gelenekleri
Japonlar geleneklerine bağlı, son derece kibar insanlar. Selamlaşma hala belden itibaren yere doğru eğilerek yapılıyor. Zayıf olmasalar hepsinin bel sorunu yaşaması işten bile değil. Halkın yarıdan fazlası hala sokakta maske ile dolaşıyor. Amaç, Covid’den korunmaktan ziyade, en ufak bir hastalık belirtisi varsa başkasına zarar vermemek. Japonların kibarlığı sadece insanlara karşı olan davranışları ile sınırlı değil. Küçük köpekleri boyunlarına tasma bağlamak yerine bebek arabalarıyla gezdiriyorlar.
Türkler ve Japonya
Yurt dışında yerleşik Türkler, gidilecek ülkeleri adeta kendi aralarında paylaşmışlar. Belçika’daki Türklerin büyük bir çoğunluğu Emirdağlı, Avusturya’dakilerin Yozgatlı, İsveç’tekilerin Kululudur. Karadenizli insanlarımız ise Japonya’yı tercih etmiş. Hatta Ordu’nun bir köyünde yaşayanların büyük bir bölümünün Türkiye’ye dönerken Japon gelin getirdikleri, köyde hemen hemen herkesin Japonca konuşabildiklerini bir yerde okumuştum.
Japonya’nın 125 milyon olan nüfusu gittikçe azalıyor. Belki de bu nedenle her yerde otomasyona gitmişler. Ünlü sushi restoranlarında aşçılar dışında ortalıkta çalışan yok. Siparişleri masadaki tabletten seçerek ısmarlıyorsunuz. Yemekler yürüyen bir bant aracılığıyla önünüze servis ediliyor. Yemeğin sonunda boş tabakları bir delikten attığınızda size tabletten bir fatura çıkıyor. Bu faturayı çıkıştaki otomata okutup bedelini aynı makineye atıyorsunuz.
Japonya’da yapay zeka işe tuvaletlerden başlamış. Üzerine oturulduğunda klozet kapakları kendiliğinden ısınıyor. Duvara monte edilen bir aygıt üzerindeki düğmeye bastığınızda tuvaletin musluğu çalışmaya başlıyor. Sifon da tuvaleti otomatik temizliyor. Tevekkeli değil, Türk turistlerin dönerken beraberlerinde getirmek için en fazla rağbet ettikleri eşyalardan biri klozet kapağıymış. Eh ne de olsa keyfine düşkün bir milletiz.
Yapay zeka geliştikçe kim bilir daha neler göreceğiz...
|
Hasan Göğüş kimdir? Hasan Göğüş'ün ayrıca 42 yıllık meslek anılarını derlediği, Doğan Kitap'tan yayımlanmış "Zor Başkentlerde Diplomasi" ve köşe yazılarını topladığı İdeal Kitap'tan yayımlanmış "Diplomasi Yazıları" isimli iki kitabı bulunmaktadır. |


