Kıbrıs Türkiye’ye de umut verdi ama işler burada daha zor
Tufan Erhürman’ın Kıbrıs’ta elde ettiği seçim başarısının anlamı Türkiye’de yoğun şekilde tartışılmaya devam ediliyor. AKP-MHP ortaklığının elindeki tüm devlet gücünü ve sivil olanakları kullanarak eski Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı cansiperane desteklemesine rağmen, CHP’nin kardeş partisi CTP’nin lideri Erhürman’ın Kıbrıs’ta elde ettiği başarı Türkiye için çok dersler içeriyor. Ancak Türkiye’de olası bir seçimde benzer seçmen eğilimlerine rağmen, benzer sonuçların ortaya çıkması şartlara bağlı. Türkiye’de iktidar seçim sonuçlarını kendi lehine çevirmek için her türlü yola başvuracaktır. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan her ne bahasına olursa olsun iktidarını korumaya kararlı. Aklında mevcut rejimi daha da sağlam temellere oturtarak kalıcı hale getirmek var.
AKP içinde şu anda Erdoğan sonrası için yapılan iç mücadele, mevcut iktidarın sürdürülmesi konusunda pek kuşku duyulmadığına işaret ediyor. Merak edilen, Erdoğan’ın oğlu Bilal’i mi işaret edeceği, yoksa damat Bayraktar’ı mı tercih edeceği. Veya aradan Bakan Fidan’ın mı, yoksa Müsteşar Kalın’ın mı sıyrılarak ipi göğüsleyeceği.
Oysa Türkiye’de seçmeninin önceliği bunlar değil. Türkiye’de halkın büyük bir kesimi tıpkı Kıbrıslılar gibi yoksulluk, adaletsizlik, yolsuzluk ve baskılara tepki gösteriyor. Bu yoz düzenin son bulmasını istiyor. Çağdaş ve laik bir toplum düzeninde yaşamayı umuyor. Geçmişte halkın taleplerine hakkıyla cevap veren, kararlı bir muhalefet bulunmadığı için iktidarın işi nispeten kolaydı. Ama şimdi kararlı ve kolay kolay yılmayan bir muhalif önderlik mevcut. Yenilenen CHP kadroları, başta Özgür Özel olmak üzere, mücadelenin içinden sivrilen isimler. Söz konusu kadrolar yoksulluk, adaletsizlik, yozlaşma ve baskı sarmalı içinde bunalan geniş halk kesimlerine umut veriyor. Bu nedenle haftada birkaç kez yurdun değişik köşelerinde yapılan mitinglerde alanlar çoşkulu kalabalıklar tarafından dolduruluyor.
Buna rağmen iktidar dolu dizgin muhalefetin üzerine gelmeye devam ediyor. Uluslararası konjonktür de şu anda çok müsait. Türkiye’de olan bitenler, daha yakın zamana kadar ona insan hakları ve demokrasi dersi veren Batı’nın umurunda değil. Avrupa’nın derdi Trump’ın hışmına uğramamak ve Ukrayna’da saldırganlığını daha da artıran Putin Rusya’sı karşısında savunma gücünü tahkim etmek. Buradan Türkiye’ye Avrupa savunması için önemli roller çıkıyor. O yüzden İngiltere, İspanya, İtalya ve nihayet Almanya, Türkiye’ye Eurofighter satışına onay verdiler. Almanya Şansölyesi Merz’in Türkiye’ye yakında yapacağı ziyaret bu alanda yeni bir dönemeç olabilir. Yunanistan’ın bütün itirazlarına rağmen Türkiye’nin AB’nin SAFE savunma projelerine katılımı kesinleşebilir.
Trump Amerika’sı ise demokratik rejimlerle çalışmak yerine, otoriter rejimlerle çalışmayı kendine daha uygun buluyor. Trump, suyuna gittiği sürece Sayın Erdoğan’dan gayet memnun. Bunları geçen hafta Şarm El Şeyh zirvesiyle ilgili yazımda irdelemeye çalışmıştım. Şarm El Şeyh’teki manzara mevcut durumun çok çarpıcı bir resmini verdi. Demokrasilerin otoriter rejimler karşısında el pençe divan duruşlarını bundan daha güzel yansıtacak bir resim karesi bulunamazdı her halde.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Şarm El Şeyh zirvesinde
Erhürman’ın zaferinin anlamı
Türkiye’de bundan sonrasına muhalefetin direniş ve mücadele azmi karar verecek. Ama bizim konumuz Kıbrıs seçimlerinin anlamı. Tufan Erhürman’ın seçimleri kazanacağı baştan itibaren kamuoyu yoklamalarına yansımış olsa da seçim günü yaklaştıkça aradaki farkın eridiği, hatta Tatar’ın burun farkı ile öne geçtiği iddia edilebildi. Oysa sandıktan çıkan sonuçlar Erhürman’ın Tatar’ı büyük bir hezimete uğrattığını, neredeyse iki misli oy aldığını ortaya koydu. Kamuoyu yoklamalarının bu kadar yanılmasının birden çok nedeni olabilir. Yapılan sondajlarda büyük hatalar yapılmamışsa, ortaya atılan hatalı yüzdeler seçmeni manipüle etmek için bilinçli olarak yayınlanmış olabilir. Veya seçmenin bizatihi kendisi baskılardan dolayı gerçek eğilimlerini saklamış olabilir. Bu gibi durumlar bizim için hiç yabancı değil.
Sebep ne olursa olsun, arada bu kadar farkın oluşabileceğini pek kimse tahmin edememişti. Kıbrıs Türk seçmeni ezici bir çoğunlukla dışarıdan müdahaleye, yolsuzluklara, ekonomideki kötü gidişata, devlet-mafya ilişkilerine, ülkenin kumarhane, uyuşturucu ve fuhuş merkezi haline getirilmesine, Türkiye’den ithal laiklik karşıtı faaliyet ve uygulamalara ve uluslararası izolasyonlara tepki gösterdi. Başka bir ifadeyle, Kıbrıslı seçmen, bağımsız bir devlet olduğu iddia edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Ankara’dan bu denli müdahale edilmesini içine sindiremediğini çok açık şekilde ortaya koydu. Hiç gerek duymadıkları halde Ankara’dakine benzer külliye inşaatına da cemaati olmayan koca koca cami inşaatlarına da, tarikat faaliyetlerine de, ekonomik kötü gidişata da, Halil Falyalı cinayeti ile somutlaşan kara para, kumar, mafya faaliyetlerine de hayır dedi.
Halil Falyalı
Lefkoşa Büyükelçiliği’nin ve Kıbrıs’a gönderilen bakan eskilerinin, şarkıcı-türkücü bozuntularının ve cüppeleriyle anılan tarikat şeyhlerinin Kıbrıs Türk halkında ne denli öfke yarattığının Ankara’dan görülememiş olması ayrı bir inceleme konusu olmalı. Bu arada daha düne kadar Erhürman aleyhinde çalışan Kıbrıs’taki Büyükelçimizin seçimden sonra yeni Cumhurbaşkanı ile nasıl ilişki kuracağı ayrı bir merak konusu. O da bir önceki Büyükelçi gibi bir anda geri çekilirse şaşmam.
Kıbrıslı Türkler izolasyondan çıkış yolu arıyor
Kıbrıslı Türkler aynı zamanda tabi oldukları izolasyonlardan çıkış yolu arıyor. Türk makamlarının elinde sadece tahmini bilgiler olabilir ama, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin elinde “Kıbrıs” pasaportu taşıyan Kıbrıslı Türklerin kesin sayısı var mutlaka. T.C. pasaportu ile yurtdışına seyahat etmenin güçlükleri karşısında Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğunun güneyden verilen Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportunu kullandıkları sır değil. Bu gerçek dahi bağımsız devlet iddiasının altını oyan bir olgu. Ülkeye doğrudan uçuş yapılamıyor. KKTC’ye gidecek uçakların önce Türk havalimanlarına inmesi gerekiyor. Doğrudan posta gönderilemiyor, telefon edilemiyor. Bunlar, uçuşlar gibi Türkiye üzerinden yapabiliyor. KKTC’nin posta adresi Mersin 10! Telefon kodu +90 392! Ülke bir türlü internet alan kodu alamıyor. İnternet için Türkiye’nin alan kodu kullanılıyor: nc.tr! Kıbrıs Türk halkı bu izolasyonların kalkmasını elbette ister.
Eski Cumhurbaşkanı Tatar’ın halkın haklı taleplerine vereceği cevap yoktu. Adı ekonomik sıkıntılarla, yozlaşma ve yolsuzluklarla anılıyordu. Tatar göreve geldiğinden beri KKTC kendini içe kapanmıştı. Tatar’a Ankara ile işini yürütmek yetiyordu. Buna karşılık Erhürman çizdiği temiz siyasetçi ve aydın profili ile halka çağdaş, onurlu ve laik bir gelecek için umut verdi. Erhürman elbette Ankara ile iş birliği yapacak. Erhürman Ankara ile iş birliği içinde çalışacağını birçok kez vurguladı. Ancak Kıbrıs Türkünün arzu ve iradesinin Ankara nezdinde kararlılıkla temsil edilmesi gerekiyor. Bunu da yapmaya hazır.
KKTC'de cumhurbaşkanlığı seçimi için hazırlanan afişler, solda Ersin Tatar ve sağda Tufan Erhürman
Federasyon mu, iki devleti çözüm mü?
Erhürman’ın “federasyoncu” olduğu, “iki devletli çözüme” karşı çıktığı iddiası kafaları karıştırıyor. Federasyon o kadar kötüyse bunca yıl Türkiye ve Kıbrıslı Türkler federasyon fikrini niye savundular?
Her şeyden önce “federasyon” ve “iki devletli çözüm” fikirlerinin nasıl oluştuğuna bakmak lazım. Bunların her ikisi de Türk tarafının önerdiği çözüm yolları.1950’lerde “ya taksim, ya ölüm” sloganı ile Kıbrıs’ın bölünmesini istedik ama sonuçta Londra ve Zürih anlaşmalarıyla 1960’ta Kıbrıs’ta bağımsız bir ortaklık cumhuriyetinin kurulmasına imza attık. Türkiye, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Türk halkının değil) üç garantör devletinden biri oldu ve adada askeri birlik konuşlandırdı.
Türk halkı Kıbrıs Cumhuriyeti yönetiminde Rumlara nazaran tali bir pay sahibi idi. Cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk’tü. Ancak Rumlar Türklerin bu tali statüsünü dahi içlerine sindiremeyerek yeni devlet kurulur kurulmaz saldırılara başladılar. Yönetimden çekilmek zorunda kalan Kıbrıslı Türkler kendi köy ve mahallelerinde Rum saldırılarına göğüs gererek 11 yıl kahramanca kendilerini savundular. 1974 yılında Samson darbesi ile EOKA’cılar Cumhurbaşkanı Makarios’u devirip adayı albaylar cuntasının yönetimindeki Yunanistan’a bağlamak isteyince Türkiye garantörlük hakkını kullanarak müdahale etti.
Eski Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı III. Makarios
İlk görüşmelerde Türkiye “kantonal” bir yapı önerdi. Bunun hemen akabinde “iki bölgeli, iki toplumlu” çözüm fikri geliştirildi. Bir Türk tezi olan “federal çözüm” siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki kesimli bir federal devletin oluşturulmasını öngörür. Nitekim Türk tarafı 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanına kadar “Kıbrıs Türk Federe Devleti” adıyla varlığını sürdürmüştür. Esasen Türk devletinin adındaki “Kuzey” sıfatı müzakereler neticesinde ileride kurulacak devletin iki bölgeli federal bir yapıda olacağı ön kabulüne dayanmaktadır. Yoksa, o dönemde birbirinden bağımsız iki devlet öngörülseydi, kurulan devletin adı sadece “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” olurdu.
İki devletli çözüm anlayışı Rum tarafının çözümsüzlüğü dayatması üzerine son zamanlarda geliştirildi. En son KKTC Meclisi’nde 14 Ekim’de bir karar olarak kabul edildi. Ancak henüz içi yeterince doldurulmuş değil. İki devletli çözümden maksat, Filistin sorununun çözümü gibi iki bağımsız devletin el sıkışıp ayrılarak kendi yollarında yürümeleri ise, bunun gerçekleşme ihtimali hemen hemen hiç yok. Bu fikirde ısrar etmek Kıbrıs sorununun çözümünü çok ilerilere ertelemek ve sıkıntıların katmerlenerek artması anlamına gelir. Eğer iki devletli çözümden anlaşılan iki eşit devletin gevşek bir federasyon içinde varlıklarını sürdürmeleri ise bunun gerçekleşme ihtimali olabilir.
MHP Başkanı Devlet Bahçeli federasyon fikrini bir ihanet projesi olarak takdim ederken Erhürman her iki fikre de açık. Bahçeli’nin ilhak çağrısı ciddiye alınmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Erhürman’ı seçim başarısından dolayı kutlayarak önünü açtı. Erhürman Rumlarla yeniden müzakere masasına dönülmesine sıcak bakıyor. Ancak koşulları var. Siyasi eşitlik bunlardan biri. Rotasyonlu Cumhurbaşkanlığının da kabulünü önden talep ediyor. Ayrıca müzakerelerin bir yıl içinde sonuçlanmasını ve Rum tarafının masadan kalkma ihtimaline karşı Türklerin statüsünün BM tarafından önceden belirlenmesini istiyor. Bundan sonrası Ankara ve Lefkoşa’nın anlayış birliği içinde iyi bir diplomasi sergilemesine bağlı.
Kıbrıs’ta yeni bir umutlu dönem başlıyor.


