İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, İBB soruşturması ile ilgili olarak kameraların karşısına geçip açıklama yaparken, aklımdan tutuklu gazeteciler, gözaltına alınan gazeteciler, yargılanan gazeteciler geçti.
Bu ülkede Resmî Gazete’de yayımlanan yargı kararnamesini haberleştirdiği için, “savcıyı hedef gösterdin” denilerek tutuklanan gazeteciler var.
Bu ülkede, İstanbul, Ankara başsavcılarının ismini yazdığı için halen Terörle Mücadele Kanunu gibi ağır bir kanundaki düzenlemeler uyarınca yargılanan gazeteciler var.
Dengesizliği mahkemelerde ne kadar anlatırsanız anlatın, Gürlek’in basın toplantısı kadar net bir görüntü çizmek mümkün değildi.
İstanbul Başsavcısı’nın da gündemi yargıdan ibaret olan ülkedeki diğer kritik makamlarda oturan yargıç ve savcıların da haberleştirilmesi elbette normal.
Onların açıklama yapması da öyle…
Garip olan, yargının hoşuna gitmediğinde “hedef gösterdin” diyerek, isim yazmayı bile suçlama konusu yapması.
* * *
Yasaların nasıl uygulandığını biliyoruz.
Bütün uyarılara rağmen iktidarın, “AB’ye uyum” bahanesini göstererek çıkardığı Dezenformasyon Yasası olarak bilinen düzenleme nedeniyle de onlarca gazeteci cezaevinde yattı. Yüzlercesi yargılanıyor.
Bu düzenleme yasalaşırken AKP, defalarca uyarıldı.
Sonuçlarının vahim olacağı söylendi.
Ancak her seferinde, AB’deki düzenlemelerle en ufak bir ilgisi olmamasına rağmen düzenleme savunuldu ve “Bütün unsurlar somut biçimde söz konusu olmadan işlem yapılmayacak” garantisi verildi. Yasayla ilgili Meclis görüşmelerine bakılırsa, bu taahhüt açıkça görülebilir.
* * *
Ancak elbette öyle olmadı.
Bir kurumla ilgili bir iddia gündeme getirildiğinde, bir siyasetçi ile ilgili bir iddia haberleştirildiğinde, iktidarı rahatsız eden bir görüş ortaya atıldığında hemen bu düzenlemeye başvuruldu.
Troller, “tutuklayın” naraları attı, yargı da gereğini yaptı!
* * *
Dezenformasyon düzenlemesi olarak bilinen düzenlemenin asıl adı, “Halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak” suçu…
Madde metninde şunlar belirtiliyor:
- Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
- Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.
* * *
İstinaf mahkemesi (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22 Ceza Dairesi), bugüne kadar yüzlerce kez hatalı biçimde uygulanan, insanların susturulması için araçsallaştırılan bu maddeyle ilgili kritik bir karara imza attı.
Karar gençliğinden bugüne yargıdan çok çekmiş, başına gelmedik kalmamış Veli Saçılık’la ilgili olarak verildi.
Saçılık, 6 Şubat 2023 depreminden hemen sonra, bütün Türkiye’nin tanık olduğu olaylara ilişkin, sosyal medya hesabından şu paylaşımları yaptı.
- “Depremde kurtarma çalışmaları için ilk üç gün çok önemliydi. Bütün enkazlardan sesler geliyordu. AFAD dışında hiç bir kişiye-kuruluşa müsade etmeyeceğiz diyerek insanları ölüme terk ettiler." ve
- "İşkencececilik hırsızlık üzerinden tekrar vitrine çıkarılıyor. Saray rejimine işkence yakışır."
Bu paylaşımlarından sonra “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan 10 ay hapisle cezalandırıldı. Ardından hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verildi.
* * *
İstinaf mahkemesi, bu kararı bozdu ve Saçılık’ın beraatine hükmetti.
Gerekçeleri çarpıcı ve bu maddenin nasıl uygulanması gerektiği konusunda emsal niteliğinde.
Bu gerekçelere tek tek bakalım.
İstinaf özetle şu yorumu yaptı:
- Doğru olmayan bilgilerin yayılması, gerçeklere dayalı kamu söylemini tehlikeye atar; siyasetin, yargının ve medyanın güvenilirliğini sorgulanır hâle getirir… Ancak gerçeğe aykırı bir bilgiyi alenen yayma fiilini suç teşkil eder mahiyette düzenlemek oldukça zordur. Bu zorluk, ifade hürriyetinin korunmasından kaynaklanmaktadır.
- Kanun koyucu bu suçun oluşması bakımından sıkı şartlar öngörmüştür. Failin belli bir saikle hareket etmesi, aleniyet şartı ve ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili kamu barışını bozmaya elverişli hareketin aranması suçun oluşmasını ve failin cezalandırılmasını zorlaştırmaktadır. İnceleme konusu suç tipi, fiilin 'kamu barışını bozmaya elverişli olması' durumunda cezalandırılabileceği için, objektif cezalandırılabilme şartı ihtiva etmektedir.
- …önemli olan husus, gerçeğe aykırı bilginin belirli olmayan birçok kişi tarafından algılanabilir şekilde yayılmasıdır.
- Failin cezalandırılabilmesi için halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma fiilinin kamu barışını bozmaya elverişli bir şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir.
- Gerçek veya gerçeğe aykırı bilginin tespitini, bilgiyi veren veya haberi yapan kimseden beklemek ifade ve basın hürriyetinin kullanılması bakımından doğru olmayacaktır. Ayrıca suçun konusunu oluşturan “gerçeğe aykırı bilgi” kavramının göreceli olduğu ve kişiden kişiye değişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
- Maddi gerçeğin araştırılması ilkesinden hareketle adli makamların sadece kamu idaresince yapılanaçıklamalara itibar edip yayılan bilgi hakkında bir kanaate sahip olması ve bu beyanla hüküm kurması hukuka aykırı olacaktır.
- Dolayısıyla yargılama makamlarının paylaşımın içeriğinin gerçek olup olmadığını tespit etmeleri gerekmektedir. Salt ilgili kurumların beyanlarına itibar edilerek yetinilmemelidir.
- Gerçeğe aykırı haberin kamu barışını bozmaya elverişliliği konusunda, adli makamların somut olay üzerinden değerlendirme yapması gerekmektedir. Bununla beraber gerçek dışı tüm bilgilerin ciddi toplumsal sonuçlar doğurmayacağı ve bu nedenle cezai sorumluluğa neden olmayacağı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bilginin gerçeğe aykırı olduğu belirlense dahi bahse konu bilginin kamu barışını bozmaya elverişli olup olmadığı mahkemece ayrıca değerlendirilmelidir.
- Herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın bilginin yanlış olduğu zaten ortaya konulabiliyorsa bilginin kamu barışını bozucu nitelikte olmayacağı aşikardır.
- Aleniyet bakımından failin gerçeğe aykırı bilgiyi aleni şekilde yaydığını bilmesi gerekmektedir. Özellikle sosyal medya bakımından bu durum önem taşımaktadır. Örneğin az sayıda takipçisi bulunan gizli hesabında gerçeğe aykırı bilgi içeren paylaşımda bulunan kişinin suçtan sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu durumda alenen yayma unsuru oluşmadığı gibi kişinin “halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saiki” de bulunmamaktadır.
- Gerçek ve sahte bilginin ayrımında olmayan ve hatta ayırt edebilecek durumda olmayan biri, gerçeğe aykırı bilgiyi kontrol etmeden ama kasıtlı olarak yayarsa ve daha sonra bu bilginin gerçeğe aykırı olduğu ortaya çıkarsa -kastı yalnızca yayma eylemine yönelik olduğundan- bu kişinin eyleminin suç teşkil ettiğinden bahsedilemeyecektir. Dolaysıyla suçun oluşması için gerçeğe aykırı bilginin 'sırf halk arasında endişe, korku, panik yaratmak saikiyle' yayılması gerektiği öngörülmüştür. Maddedeki "sırf" ibaresi, aslında failin herhangi bir başka bir motivasyonla suç teşkil eden eylemi gerçekleştirmesi halinde suçun oluşmayacağı anlamına gelmektedir.
* * *
Uzunca yer vermek gerekiyor zira bu suçtan, suçu işlememiş olmasına rağmen yargılanan yüzlerce insan var.
İstinaf, son dönemde görmeye alışık olmadığımız derinlikte bir karara imza attı.
Açıkça, “sadece kamu makamları aksini söylüyor diye, sadece paylaşım yaptığı için, sadece hoşuna gitmemesi, birilerini rahatsız etmesi nedeniyle bu maddeyi uygulayamazsın, şartları var ve öyle uygulanması da kolay değil” diyor.
Bakalım AİHM’i, Anayasa Mahkemesi’ni dinlemeyen savcılık ve mahkemeler istinaf mahkemesinin yorumlarına itibar edecek mi?
Ya da misal bu yorumdan da suç çıkartmaya çalışanlar mı olacak?


