Can sıkıntısı
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Can sıkıntısı

Küçükken annemin bana öğrettiği en önemli şey, can sıkıntısını gidermek için yapman gereken şeyin daha can sıkıcı bir şey olacağıydı. Can sıkıntısı geçiştirilip giderilmesi değil kabul edilip yaşanılması gereken bir duygu durumuydu

"Zamanın, dev bir silgi gibi, sizin varlığınızın çizgilerini her an sildiğini, sizi bir hiçliğe sürüklediğini, bir gün görüntünüzün tümden kaybolacağını bilirsiniz."

Ahmet Altan

Uzak bir zaman önce, çocukluk yıllarımdan birinde benim tarafımdan işlenmiş bir kanaviçe elime geçince, aklıma can sıkıntısını düştü.

Annem bu aralar küçük anı sandıklarını döküp payımıza düşenleri elden veriyor.

Benim çocukluk yıllarımda, Ankara, deniz kenarı her yere çok uzak ama bugünkü halinden daha eğlenceli bir şehirdi.

Yaz olmasını iple çeker, yaz olunca da "can sıkıntısı" söylenmelerine tutulurduk.

Sokağa çıkma saatleri, arkadaşla buluşup dönme saatleri, kitap okuma saatleri can sıkıntısını gidermeye yetmezse ve bunu da söylemeye yeltenirsek, annem elimize el becerilerimizi artıracak bir şeyler tutuştururdu.

Bir terazi, iki çiçek ve büyük harflerle adımı acemice işlemiş bir de tarih atmışım.

Ben saklamayı beceremeyenlerdenim.

En son pandeminin ilk yazında, vakit bulabildiğim ilk arada, tüm basılı makale ve notları ayıklamaya dahi yeltenmeden kocaman siyah çöp torbalarına boca ettim.

Yalnızca kendi akademik çalışmalarımın basılı olanlarını ve yürütmüş olduğum klinik çalışmaların dosyalarını hâlâ koruyorum.

Odam çok rahatladı, attıklarımdan bir tanesini dahi aramaya kalkışmamış olmalıyım ki hiç pişman olmadım.

Otuz yıllık hekimlik yaşantım, veri arşivlerine ulaşmak konusunda elle tutulmuş ve saklanılmış notlar dışında hiçbir kayıt sistemine güvenmemeyi öğretmiştir bana.

Onca yıl o yüzden saklamış olmalıyım.

Pandemi sırasında başımı çıkaramadığım  odamda geçirdiğim upuzun saatlerde fark ettim ki bu kağıt yığını ve tuhaf, manasız kalabalık can sıkıntıma bahane oluyordu.

Aslında, tıp fakültesine girdiğim yıllardan sonra bir daha hiç o şekilde can sıkıntısı yaşamadım.

Daha muhtemel olan canım sıkılmasın diye çok çalışırken canımın ne kadar sıkıldığını fark etmemiş olmam.

Sabah erken saatlerden gece yorgunluktan düşüp bayılana kadar geçen koşuşturmalı saatler, nöbetler, aralıksız telefon görüşmeleri, ilerleyen yıllarda da çokça seyahat hiç boşluk bırakmıyordu.

Annemin "İleride canınızın sıkılacağı bu saatleri mumla ararsınız" sözleri kulaklarımı sıkça çınlatıyordu.

O zaman anneler her şeyin adını koyup sonra sizi o tespit ile baş başa bırakıp can sıkıntısı için hiç zaman bırakmayan işlerine koyulurlardı.

Oğlum büyürken gününü, canı sıkıntısına fırsat bırakmayacak kadar sıkı programlayıp, neredeyse oradan oraya sürükledim onu.

Kuşkusuz zamanı programlamayı, iyi kullanmayı en iyi şekilde becerebilmesinde bunun etkisi vardır.

Ne var ki aylaklıkla tanışmasına hiç izin vermemiş olmam onun canını sıkan ilk şeydi.

Oysa can sıkıntısı insanın kendini didiklemesi, kendisiyle tanışması için bir fırsat.

Pandemi sırasında, popüler kültürün can sıkıntısı giderme seremonilerine sıkça rastladık.

Ama can sıkıntısını gidermek için yaptıklarını izlemek nedense benim canımı daha çok sıkıyordu.

Küçükken annemin bana öğrettiği en önemli şey, can sıkıntısını gidermek için yapman gereken şeyin daha can sıkıcı bir şey olacağıydı.

Can sıkıntısı geçiştirilip giderilmesi değil kabul edilip yaşanılması gereken bir duygu durumuydu.

Benim can sıkıntısız tıklım tıkış hayatımın bu evresi artık beni kurgulanması gerekli bir gelecekten ve peşinde koşuşturulan bir şimdiden çok geçmiş ile daha yakın ilişkide tutuyor. Bugünlerde yapmak istediklerime vakit kalmayacağı endişesiyle her bulduğum aralıkta kitap okuyup, notlar alıyorum.

Bir yandan yazacaklarıma hazırlanıyorum, bir yandan iklim krizi ve mevcut pandeminin de etkisiyle yakın bir zamandaki salgın olasılıklarının ipuçları için yalnızca kendi geçmişimi değil, tüm insanlığın ve var oluşun geçmişini kurcalıyorum.

Harika bir kitap geçti elime.

Elbette can sıkıntısının en iyi arkadaşları olan kitap kurtlarının güçlü tavsiyesi ile önce açık radyodaki "Didik Didik Freud" adlı programı sonra kitabı buldum:

"Bilimsel Bir Peri Masalı, Freud'un Aile ve Tarihsel Romanı" (Serol Teber, Okyanus)

Kitap, tarihe ihtişamla dokunan bir adamı didik didik ediyor.

Kitabın yazarı, psikiyatr Serol Teber'i 2004 yılında kaybetmişiz maalesef ama kitabı beşinci basımında ve eşsiz bir kaynak.

Freud'un tüm üretimlerini "ihtişamlı bir monotonluk" içinde gerçekleştirdiğini anlatıyor.

Azınlık psikolojisinin, ihtişamlı yalnızlığının acısını, can sıkıntısını öyle kurgulamış ki yaşadığı zamanlardan günümüze tüm tarih boyunca tüm can sıkıntılarımızın satır aralarına onun bilgeliği sinmiş.

Şimdilerde can sıkıntımın giderilmesi pek olası görünmeyen en önemli nedeni, can sıkıntısının ne olduğunu bilemeyenlerin ahenksiz bağırtıları ve yerküreyi sallayan tepinmeleri.

Hangi can sıkıntısı bizi yerküreye savurduysa aynı can sıkıntısından muzdarip gibiyiz.

"Taşa kazınmış bilgiden/Gecikmiş sesten geçtim/Gittiydim, baktım, döndüm."

(Birhan Keskin, Kim Bağışlayacak Beni?)

Esin Şenol kimdir?

Esin Şenol, lise eğitimini TED Ankara Koleji'nde tamamladıktan sonra, tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 1987 yılında tamamlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda Araştırma Görevlisi olarak uzmanlık eğitimine başlamıştır. 

Aynı anabilim dalında 1992 yılında ihtisasını tamamladıktan sonra uzman olarak göreve başlamış, 1995 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent, 2003 yılında da profesör unvanlarını almış ve 2009-2013 yılları arasında anabilim dalı başkanlığı yapmıştır. 

1999 yılında Tufts University, New England Medical Center, Boston/MA'da "Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi"nde Research Fellow (Araştırma Asistanı) olarak çalışmıştır. Halen kanser hastalarının infeksiyon izleminde konsultan olarak görev yapmakta ve bu konuda araştırmalarını sürdürmektedir.

Prof. Dr. Esin Şenol, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Ve Klinik Mikrobiyoloji Anablim Dalı Öğretim Üyesidir.

Ayrıca bağışıklama ve özellikle erişkin aşılması ile ilgili çalışmalar yürütmekte olup,

Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye'deki ilk "Erişkin Aşı Merkezi" kurmuştur. 

2013 yılında KLİMİK (Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları) Derneği alt grubu olarak, Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu (EBÇG) kurmuş ve halen başkanlığını yürütmektedir. 

Ayrıca; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Komite (2005-2007), Gazi Üniversitesi Akademik Değerlendirme ve Akreditasyon Ofisi (GÜADEK) –Kurucusudur (2005-2007).

Gazi Üniversitesi - Avrupa Üniversiteler Birliği ve Bolonya Süreci Kurucusu (2005-2007) ve 

Febril Nötropeni Derneği Genel Sekreterliği (2005-2011) yürütmüş olduğu diğer görevlerdir.

TTB_Pandemi Çalışma Grubu üyesidir.

ATO Onur Kurulu Üyesi olarak çalışmıştır (2020-2022).

ATO-Yönetim Kurulu Üyesi (2006-2008) olarak çalışmıştır.

Halen T24 ve Birgün Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.

Yabancı dili İngilizce olup evli, 1 çocuk annesidir.

Dünya Kitle İletişim Vakfı tarafından gerçekleştirilen 31. Ankara Uluslararası Film Festivali (3-11 Eylül 2020) ve 32. Ankara Film Festivalı (4-12 Kasım 2021) Düzenleme Kurulunda yer almıştır.

33. Ankara Film Festivalı (3-11 Kasım 2022) Düzenleme Kurulundadır.

İlgi alanları, sinema, yelken ve edebiyattır.

 

İlgili İçerikler