Post-truth çağı diyoruz ya.
Hani işte doğrunun kıymeti kalmadı, artık yalanı yeteri kadar güçlü ve sık tekrarlarsak doğruya dönüşebiliyor… Filan…
Post-truth çağının da geride kaldığını düşünüyorum.
Zira bir şeyin “post”unun olması için iyi kötü bir doğruya ihtiyaç var.
Günümüzde artık bir şeyin doğru veya yanlış, yahut da doğruymuşçasına ortalığa yayılan yanlış olmasına filan gerek yok.
“Edit’lenmiş kanaatler” çağındayız artık.
Önemli olan herhangi bir konuda kaç kişinin ne düşündüğü.
Kanaat saçıyoruz kâinata.
Herkesin fikri var.
Ama şöyle fikri var: Yirmibeş saniye önce hiçbir fikrimizin olmadığı bir gönderinin altına Grok’u (X’in yapay zekâ modeli) etiketleyip “Grok nedir bu” diye soruyoruz… Grok’un yanıtını alır almaz hayatımızda ilk kez yirmibeş saniye önce akıl yürüttüğümüz bir konuyla ilgili gönderinin sahibine saydırmaya başlıyoruz.
Delilik.
Misal Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarı kavga ediyor ya…
Fenerbahçe taraftarı da Ali Koç’cular ve Aziz Yıldırım’cılar olarak kavga ediyor.
Ali Koç’cular “Mourinho gitsin-Mourinho kalsın”cılar olarak kavga ediyor.
“Mourinho gitsin”ciler “Ali gelsin”cilerle “Veli gelsinciler” olarak kavga ediyor.
Toplu cinnet değilse nedir bu?
Siyasete bakalım bakalım.
AKP ile CHP kavga ediyor.
CHP’de Kemal’cilerle Özgür’cüler birbirini yiyor.
Özgür’cüler “Ekremci Özgürcüler” ve “Ekremci olmayan Özgürcüler” olarak kapışıyor.
Toplu bir cinnet hali…
Ve işin en acayip kısmı kimin aslında ne dediğini, neden bahsettiğini sükûnetle dinleyen yok.
Tartışmayı geçtim yan yana gelemiyorlar.
Bırakın AKP’liyle CHP’liyi, iki CHP kampı bir ekrana yahut Youtube kanalına çıkıp meramını anlatamıyor.
Her kanal “birisinin” kanalı.
Geçen hafta Selçuk Bayraktar ve ekibinin kurduğu Next Sosyal sosyal medya platformunun ne gibi eksikleri olduğunu, niye Selçuk Bey’e X’ten mesaj attıklarını kullandıkları altyapının sahibi Mastodon’a sordum.
Atla deve değil, iki e-postayla ulaştım, cevaplarımı aldım.
Ben yazdığımda konu üç gündür tartışılıyordu.
İlaç için bir kişi, bir gazeteci de Mastodon’a ulaşsın ve üç satır soruversin: Abi, n’oldu da Selçuk Bey’e X’ten mesaj attınız?
Bu kadar…
Ve bir acayiplik daha… Selçuk Bey, 4 Temmuz’da attığı tweet’te Mastodon altyapısı kullandığını X’e yazdığı mesajda paylaşmış. Evet, sonrasında siteye Mastodon’un adını koymadılar. Evet, lisans gereği kural olduğu halde kaynak kodları açık paylaşmadılar…
Zaten ben de bunun haberini yaptım ve kendisini eleştirdim.
Ama adamın bu bilgiyi açıkça paylaştığını haber içeriğinde vermemek; hadi iyi niyetli düşünelim, zahmet edip de yakın zamanda yazdığı twitlere bakmamak hangi gazetecilik kitabının elifbasında yazar?
Yani diyeceğim, konu ne olursa olsun lafın tamamını işimize geldiğimiz yerden kestiğimiz bir berbatlığın içine düştük. Yakın zamanda da çıkacakmışız gibi durmuyor.
Önce başkasının lafını, sözünü, akabinde kendi dilimizi, beynimizi, düşüncemizi, kanaatimizi edit’liyoruz. Postiş gibi önümüze gelen yere yapıştırıveriyoruz.
İlber Ortaylı’nın hafta boyu tartışılan sözleri örneğin…
Hoca, Hamdi Ulukaya’yı birkaç cümle övmüş önce… Sonra Türk değil de Türkiyeli dedi diye vermiş veriştirmiş.
Lakin övdüğü kısım hiçbir yerde yok.
Son büyük münevverlerimizden İlber Hoca, Allah ömür versin, hemen her konuya kanaatini park etmekten hiç imtina etmediği için, derhal ve ayaküstü (hoca oturuyor tabii o esnada) Türklüğe dair bir “kısa video” çekivermiş.
Peki soralım: Bugün Türklük resmi ideolojide bir üst kimlik midir?
Hoca, ipin ucunu geçmişten tutup bir üst kimlik iddiasında ise Cumhuriyet dönemi Türklük anlatısı imparatorluk dönemi Türklük anlatısıyla hangi noktada kesişir, hangi noktada ayrılır?..
Hocanın Türk deyince anladığıyla sosyal medyada “Kürtlere ölüm” diye naralar atan bir gencin anladığı aynı şey midir?
Hoca, Türkiye’de bir Türk üst kimliğinin neden kurulamadığına dair düşüncelerini de paylaşmak ister mi?
Hoca, Ulukaya’ya uyguladığı “nalına mıhına” tarifesini (yoğurdun adının Yunan olmasından vurmak filan… of İlber hocam ya…) neden şoven milliyetçiliğin kurumsallaşmasında imzası olan hegemonik ilişkilere uygulamamakta, hatta ne hikmetse onları yok saymakta ısrar etmektedir?
Gibi çok soru var aklımda ama uzatmayayım.
İlber Hoca bu konulara hiç girmeden, “yirmi dakikayı geçerse gençler izlemiyorlar hocam” telaşında bir aralığa kanaatini park etmiş.
Sadece hoca değil elbet.
Ortalık “Niye Fransalı değil de Fransız, Almanyalı değil de Alman diyoruz” kestirmeciliğiyle analiz yapan “akademisyenden” geçilmiyor.
Rica edeceğim, bu milleti kandırmayın. Resmi ideoloji Türklüğü 85 milyonu kapsayacak bir üst kimlik olarak inşa etti de bu halk olmaz mı dedi?
Örnek verdiğiniz ülkeler Le Pen, AfD, Geert Wilders gibi Fransız, Alman, Flaman kimliğini bir milliyetçi şovenizme dönüştüren isimleri “öcü” gibi görüyor, onların vulgar iktidarına karşı komünisti sağcısı birlik kuruyor.
Bizim buraların “light” milliyetçiliği oraların tozunu attırır.
Ayrıca unutmayınız: “Milliyetçiliği” içine bolca hava basarak uzak diyarlara el altından ihraç eden Batı demokrasisi kendine ticari ilişkilerle sınırlı, rasyonel bir “vatanperverliği” kâfi görmüştür. Üst kimliği Doğu’nun kurmasına müsaade edilmemiştir.
Batı demişken, bitirmeden son olarak gelelim “emperyalizm” meselesine…
Bir de bu alt kimlikleri emperyalizmin bizi bölmek için köpürttüğü bölücülükler olarak gören var.
Şuna hak veririm ve altına imza atarım: Sömürgecilik başka bir ekonomik terminolojiyi sırtlanmış halde bu coğrafyada, Afrika’da, Doğu’da hala kol geziyor.
Lakin ne hikmettir ki, bu emperyalizm söylemini sahiplenenler hep emperyallerin “mikro” milliyetçilikleri köpürttüğü söylemine sığınıyor.
Bu nasıl bir emperyalizm ki, bu ülkenin resmi ideolojisini manipüle etmeyi bir türlü beceremiyor.
Bu ülkede ırkçılığın kitabını yazanların bir bölümünün transatlantik tedrisatlı olması hiç konuşulmuyor.
Diyarbakır Hapishanesi’nde sosyalistlere, Kürtlere bok yedirenlerin Amerika’nın “bizim oğlanları” olduğu, bugünkü şoven milliyetçiliklerin tohumunun çok önceden atıldığını, 12 Eylül’de hasat edildiğini kimse dillendirmiyor.
Varsa yoksa emperyalistlerin oyuncağı olmuş “bölücüler.”
Peki, “bölmeyiciler”le, iktidarlarla hiç işi olmuyor mu bu emperyalistlerin?
Onlar kimin nesi?
Türklüğü bir üst kimlik olmaktan çıkarıp “öteki”ye karşı bir pozisyona yerleştiren milliyetçilik anlatısı nerede, kim tarafından kurgulandı hiç düşündünüz mü acaba?
Belki hepimizden iyi bildiğine emin olduğum İlber Hoca anlatır bize.
***
“Maaşınız ne kadar?” “Primi, SSK’sı içinde 1,5 milyar dolar”
Mark Zuckerberg, META çatısı altında bir “superintelligence” (insandan zeki yapay zekâ) ekibi kurdu/kuruyor. Bu amaçla bütün büyük rakiplerinden eleman ayartmaya başladı.
Rivayet o ki, OpenAI’ın eski CTO’su Mira Murati’nin yeni kurduğu Thinking Machines Lab’i satın almak da istemiş. Başarılı olamayınca Murati’nin ekibinin kilit ismi ve kurucu ortağı Andrew Tulloch isimli geliştiriciye “yok artık LeBron James” kıvamında bir teklif yapmış: Maaşı, hissesi, primi, sağlık sigortası, SSK’sı filan içinde 6 yıl için 1,5 milyar dolarlık bir tekliften bahsediyoruz.
“Hadi canım” demeyin. Wall Street Journal daha dün “Ne olacak bu manyaklığın sonu” kıvamında bir makale yayımladı. En “junior”ın kapıyı birkaç milyon dolardan açtığı (sıfır iş deneyimine sahip, handiyse stajyerler var aralarında) bir delilik halinden söz ediyorum.
Yanlış meslek seçtik. Çok yanlış!
***
“Yapay zekânın Netflix’i” geliyor
Geçen hafta çok ilginç bir platform lansman yaptı. İsmi Showrunner. Çok zekice bir tanımlama seçtiler ve kendilerini “yapay zekânın Netflix’i” olarak lanse ettiler.
Çok da yalan değil. Haftalık dizileri yapay zekâyla üretilecek ama platformun asıl alameti farikası kullanıcıların da kendi senaryolarını yazıp yapay zekâya ürettirme olanakları olacak.
Üstelik eğer herkesin izleyebildiği bu hikayeler tutarsa kullanıcılar izlenme başına gelir elde edecek.
Daha da ötesi, kullanıcılar kendilerini popüler bir diziye bir karakter olarak dahil edebilecek. “Focus group” sonuçlarında en çok bu özellik ilgi görmüş.
Yola tabii ki, önce animasyonla çıkıyorlar. Ama yetişkinler için olan, “BoJack Horseman” kıvamında animasyonlar.
Kurucusu da ilginç. Saatchi ailesinin üçüncü kuşağı: Dünyanın en büyük reklam ajanslarından Saatchi&Saatchi’yi ve meşhur Saatchi Gallery’yi kuran ikinci kuşağın evladı Edward Saatchi.
Amazon’dan da yatırımı kapmışlar. Bakalım, böyle bir fantastik proje yapay zekâ yolun bu kadar başındayken tutacak mı?


