The Pitt bir doktor dizisi. Ama bir Grey’s Anatomy veya Doktorlar değil. Bu hikâyede “Beni seç, beni sev” diye yalvaran stajyerler, düğün günü terk edilen doktor Elalar yok. The Pitt, bir The House da değil. Burada gizemli vakaları çözen dahi doktorlar, tüm mevzunun etrafında döndüğü egzantrik egolar da yok. Hatta The Pitt, çokça benzetildiği E.R. da değil. Evet bir acil servisteyiz. Evet başrolde E.R.’da Dr. John Carter rolünde izlediğimiz Noah Whyle var. Ama bambaşka bir dünyada, bambaşka dertlerin içindeyiz. Çukurun en dibindeyiz.
77. Emmy Ödülleri’nde En İyi Drama, En İyi Erkek (Noah Whyle) ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Katherine LaNasa) ödüllerini kazanan The Pitt, Pittsburgh’da bir devlet hastanesinin acil servisinde geçiyor. Dizinin ilk sezonu acil servisteki 15 saatlik bir nöbeti birer saatlik bölümlerle anlatıyor. Bu 24’ten aşina olduğumuz bir TV formülü ve acil servisin hızına, ritmine çok yakışıyor. Noah Wyle servisin başındaki hocayı, Dr. Michael Robinavitch’i oynuyor. Herkesin Dr. Robby dediği kahramanımız, pandemide kaybettiği mentorunun 4. ölüm yıldönümünde iş başı yapıyor. Yetmezmiş gibi yeni stajyer doktorların ilk çalışma günü de bugün. Dr. Robby’nin en büyük yardımcısı, servisin baş hemşiresi Dana Evans. Hemşire Dana (LaNasa), hem hastanenin hem de Dr. Robby’nin hayatının her santimine hakim. Çekip çevirmek onun işi.
Noah Wyle servisin başındaki hocayı, Dr. Michael Robinavitch’i oynuyor
Hastanenin koşulları korkunç. Çukur denmesi boşuna değil. Etrafta fareler geziniyor, sağda solda park etmiş sedyelerde yatanlar hiç boşalmayacak odaları bekliyor. Bekleme salonu dolup taşmış, kavga edenler, yetmedi sağlık çalışanlarını dövenler sırada. Haliyle memnuniyet anketlerinin sonuçları berbat, hastane yöneticileri devamlı doktorları darlayıp müşteri memnuniyetini yükseltmelerini istiyor. Ama koşullarda bir iyileşmeye gitmeye gelince ne hikmetse kimsenin elinden bir şey gelmiyor. İşte Dr. Robby ve ekibi bu ahval ve şerait içinde dahi görevlerini yapmaya, hastaları iyi etmeye çabalıyor.
Katherine LaNasa, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazandı
Hastalar da hasta ama. Çocuklarını aşırı dozdan kaybeden bir anne-baba, zehirlenmiş bir makyaj influencerı, aşı karşıtları, kürtaj kararıyla mücadele eden bir ergen ve annesi, kulağına hamamböceği kaçmış birisi, silahlı bir saldırganın ateş açtığı bir konserin ağır yaralıları ve sadece doktorlara değil, sosyal hizmet uzmanlarına da ihtiyacı olan toplumun kenarına itilmiş yurttaşları… The Pitt bu vakaları en gerçekçi halde yazabilmek için gerçek doktorlarla çalışmış. Medikal hikâyeleri yazan Joe Sachs, kadronun çoğu gibi E.R. ekibinden ve kendisi de eski bir acil servis doktoru. The Pitt’in bu realist bakış açısı ve acil temposunu yansıtan hızı, son yılların bir başka çok iyi dizisi The Bear’in ilk sezonunu hatırlatıyor. Ve tıpkı gerçek şeflerin The Bear izlerken tetiklenmesi gibi, The Pitt izleyen doktorların bazıları da “o kadar gerçekçi ki, izleyemiyorum” diyor.
Hikâyenin kendine has unsurları kadar, doktor kadrosunu oluşturan karakterlerin özgünlüğü de rol oynuyor
Dizinin yaratıcıları R. Scott Gemmill ve John Wells de E.R. ekibinden. Noah Whyle, zaten. Hal böyle olunca E.R.’ın yaratıcısı Michael Crichton’ın ailesi de başka türlü bir tetiklenme yaşamış ve “15 saatlik nöbet fikri sizi farklı yapmaz, bu dizi E.R.’dan çakma” diyerek Warner Bros ve yaratıcı ekibe dava açmış. Dava henüz sonuçlanmadı ama bana sorarsanız The Pitt kendi dünyasını yaratmayı başarmış bir iş.
Bunda hikâyenin kendine has unsurları kadar, doktor kadrosunu oluşturan karakterlerin özgünlüğü de rol oynuyor. Taylor Dearden’ın canlandırdığı Dr. Mel King, nöro çeşitli bir doktor ve en iyi ihtimalle görülmemeye, en kötü ihtimalle de ayrımcı muameleye alışmış hastalara özenle yaklaşmasıyla öne çıkıyor. Dearden, ünlü oyuncu Bryan Cranston’ın çocuğu ama bu nepo-bebe vaziyetine rağmen çok iyi bir performans sergiliyor. Dizinin kendi içinde de bir nepo bebeği var: Supriya Ganesh, hastanenin uzman doktorlarından birinin kendisi de aşırı başarılı olan çocuğu Dr. Samira Mohan’ı oynuyor. Oyuncu kadrosunun başarısı, Drama Dalında En iyi Oyuncu Seçimi Emmy Ödülü’nü almalarıyla da tescillenmiş. İlk sezonu HBO Max tarihinde en çok izlenen üçüncü dizi olan The Pitt’in 2. sezonu ise uzakta değil, Ocak 2026’ da yayına girecek.
Noah Wyle, ER dizisindeki Dr. John Carter rolüyle Emmy’ye 5 kez kez aday olmuştu. Son adaylığının üstünden 26 yıl geçtikten sonra, Dr. Robby rolüyle nihayet En İyi Erkek Oyuncu Emmy’sini kazandı
The Pitt kendini izletmek için melodrama, doktor-hemşire-doktor aşk üçgenlerine kendini kaptırmıyor. Sosyal medya Dr. Robby’nin seksapeli üstüne yapılmış “iyileştir beni” editleriyle dolu evet, ama The Pitt’in esas derdi çukurdan çıkmak için mucizeler veya kahraman doktorlar değil, yapısal reformlar gerektiğinin altını çizmek. Dr. Robby’nin esas çekiciliği de ehil, sorumluluk almaktan korkmayan ve hastasının çıkarını her şeyden üstün tutan bir doktor olmasında. Çünkü sağlığa erişim her zaman bir doktorun attığı dikişte bitmiyor, o dikişin tutması için sistemin en zayıf halkasını en çok koruması gerekiyor. The Pitt, bunu bilen sağlık çalışanlarıyla dolu bir hikâye ve izlenmeyi hak ediyor.


