I Love LA: (HBO Max): Ekran süresi 24 saat olanların yeni favori dizisi. Shiva Baby ve Bottoms’dan tanıdığımız Rachel Sennott uzun zamandır it girllüğün keyfini sürüyordu. Sennott, kendi gibi internet ününden Hollywood'a transfer olan arkadaşlarıyla yeni bir Gen Z komedisi yarattı. Dizi sosyal medya ünü ve etrafında dönen dünyaları konu ediyor. Kahramanlarımız Los Angeles’ta yaşayan ve kendilerine Hollywood'dan bir dilim koparmaya çalışan bir arkadaş grubu: Bir influencer, bir stilist, bir menajer, bir tane onları dengeleme işlevini yürüten “normal insan" öğretmen ve elbette bir nepo bebek. Aşırı ünlü babası sayesinde “biriymiş” hayatı yaşayan bu nepo bebeyi Oscar’lı aktör Forest Whitaker'in kızı True Whitaker canlandırıyor. I Love LA’i n konu ettiği dünyayı eleştirecek kadar uzağında kalamayan yapmacık bir hali var. Çok büyük bir sosyal eleştiri beklemeden izlerseniz eğlenirsiniz.
I Love LA
Task (HBO Max): Mark Ruffalo 'nun karısı, bir zamanlar romantik başroller oynayan kocasının kariyerinin girdiği yeni fazla dalga geçiyormuş. “Artık senin türün üzgün baba rolleri” diyormuş. İşte bu üzgün baba işlerinden biri de Task, bu sezonun iyi işlerinden. Ruffalo rahipten dönme bir FBI ajanı, iki evlat edindiği çocuğu, bir ölmüş karısı var. Çok içiyor, kariyeri çöpte. Tom Pelphrey iki çocuklu bir çöp toplayıcı. Bir ölmüş kardeşi var. Geceleri uyuşturucu satıcılarının mallarını çalıyor, yeni bir hayat için. Bu iki görünmez adam suçlu ve polis olarak karşı karşıya geliyor. Oysa farktan çok benzerlikleri var. Hikâye Mare of Easttown' dan tanıdığımız Brad İngelsby'a ait. Tonlar da benziyor. Mark Ruffalo karakterini çalışırken eski bir rahip olan amcasından ilham almış.
Task
Welcome to Derry (HBO Max): Müptelalarının uzun zamandır beklediği dizi, Stephen King'in IT hikayesinin en başına gidiyor, Pennywise'in (meşhur palyaço yüzlü sayko yaratık) ortaya çıkışına ve Derry lanetinin kökenine odaklanıyor. Yıl 1962. Küçük bir kasaba olan Derry'de çocuklar gizemli biçimde kayboluyor. Arkadaşları, kaybolan çocuklardan biri olan Matty Clements'in izini sürmeye başlıyorlar. Dizi daha ilk bölümden itibaren klasik "çocuklar canavarı yenecek" formülüne uymayacağını söylüyor. Daha ziyade ırkçılık, cinsiyetçilik, sessizlik kültürü ve kolektif suçluluk gibi temaları işleyen bir toplumsal çürüme korkusu izletiyor bize. Filmleri izlememiş olsanız bile fark etmez, dizi kendi başına da var oluyor ve kendi türünün çok iyi bir örneği olduğunu kanıtlıyor.
Welcome to Derry
Fer (Gain): Fer, uzun zamandır beklediğim bir diziydi. Yazarı Devin Özgür Çınar kalemini çok sevdiğim bir isim. Dizi geri zekâlı kocasından boşanma aşamasında olan iki çocuklu Dilek'in (Melisa Sözen) geçim sıkıntısından kurtulmaya çalışırken kabul ettiği bir şoförlük işi ve içine girmek zorunda kaldığı kriminal dünyayı anlatıyor. Gözünün feri sönmüş bir kadının tekrar ışıldama hikayesi de denebilir. Dilek'in kocası bir sahnede önce barışmak için yalvarıyor, sonra "senin burnunu çok fena sürtücem!" diye tehditlere başlıyor. Bu arada Dilek'in cebinde deterjan alacak parası yok. Dizi o sahneyi izleyip kendini ekranda görecek sayısız kadının hikayesini hiç ajitasyon yapmadan, üstelik komik de bir dille anlatıyor. Vakit bulup izleyin.

The Girlfriend (Prime Video): Tam kafa dağıtmalık, bir oturuşta izlenen, iyi kadrolu ama devrim de yaratmayacak orta karar bir dizi arayanlar koşabilir. The Girlfriend tam size göre. Robin Wright oğluna tapan zengo ve snop bir anne. Olivia Cooke da oğlunun güzel, hırslı, hafif de şiddet eğilimli yeni sevgilisi. İki kadın bir güç savaşına giriyor ve olaylar hızla çığırından çıkıyor. Aynı adlı çok satan romandan uyarlanmış, çoğu bölümün yönetmeni Robin Wright. Büyük bir feminist anlatı veya twist beklemeden izlerseniz, mekanların ve kadronun güzelliğine odaklanırsanız iyi vakit geçirirsiniz.
The Girlfriend
Wayward (Netflix): Küçük kasaba, gizem ve polisiye türlerini, örneğin Stranger Things’i sevenlerin pişman olmadan izleyebileceği ama türünün en yenilikçi dizisi de olmayan bir iş.
Diziyi en izlenebilir yapan etken starı ve yaratıcısı Mae Martin. Polis memuru Alex (Martin), yeni bir hayat umuduyla hamile eşi Laura’nın çocukluk kasabasına taşınır. Kasabanın merkezinde sorunlu gençleri rehabilite eden Tall Pines okulu, okulun başında da Evelyn Wade isimli enigmatik bir lider vardır (Toni Colette). Alex okulun taşıdığı sırların peşine düşmek zorunda kalınca kasabanın "mükemmel" fasadı da yavaş yavaş yıkılır…
(Bu arada henüz Mae Martin'i tanımıyorsanız tanımaya yine Netflix’te izleyebileceğiniz Feel Good adlı dizisiyle başlamanızı öneririm. Kendi hayatından ilhamla yola çıktığı bir hikâye. Bağımlılık, iyileşme ve kendi kimliğiyle yüzleşme gibi temaları bir stand up komedyenin gözünden anlatıyor. Bonus tatlılık: annesi rolünde Lisa Kudrow.)
Wayward
Stranger Things (Netflix): Stranger Thingsciler dedik madem, dizinin final sezonunun ilk kısmının 27 Ekim gecesi saat 04:00’de yayına başlayacağını da hatırlatalım. Son bölümünün üstünden üç buçuk sene geçen dizi, hayranlarının deli gibi beklediği bir global fenomen. Yaratıcıları Matt ve Ross Duffer da fanları tatmin edecek bir son için ellerinden geleni yapmış, kimisi 90 dakikayı aşacak bölümlerin her biri “mega bir film” tadında olacakmış. Dizi başladığında küçük birer çocuk olan yıldızları çoktan büyüdü, Millie Bobbie Brown evlenip çocuk sahibi bile oldu. Ama hikayenin kahramanları hala onlar. Bu son sezonda Millie Bobbie Brown, Noah Schnapp, Caleb McLaughlin, Gaten Matarazzo ve Finn Wolfhard’ın canlandırdığı çekirdek tayfanın amacı ise Vecna’yı bulmak ve yok etmek.
Stranger Things
Boots (Netflix): Boots için “Pentagon'u kızdıran dizi” desek yeridir. Dizi, körfez savaşının hemen öncesinde ABD Deniz Kuvvetleri’ne katılan 18 yaşındaki eşcinsel Cameron Cope 'un (Miles Heizer) hikayesi. Cameron okuldaki zorbalardan kaçmak için en yakın arkadaşı Ray ile orduya katılıyor. Askeriyede hem homofobi, ırkçılık ve zorbalık var; hem de öğretilen maskülenlik ve disiplinden doğan bir dostluk ve bağ. Boots bu temaları 90’lar müziklerinden oluşan bir soundtrack ve aşırı tatlı bir oyuncu kadrosuyla anlatıyor. Ancak Greg Cope White’ın kendi hayat hikayesini yazdığı The Pink Marine kitabından uyarlanan dizi, Pentagon’da böyle tatlı hisler uyandırmıyor. Pentagon yaptığı açıklamada diziye "woke çöplük" diyor. Pentagon sözcüsü ordunun "savaşçı ruhu" üzerine kurulu olduğunu, insanların cinsiyet veya cinsel yönelime göre muamele görmeyeceğini ekliyor. Acaba Trump yönetiminin trans askerlerin varlığını silme politikasından bahsetmeyi unutmuş olabilirler mi? O kısmı muallakta kalıyor.
Boots
All’s Fair (Disney+): Kim Kardashian’ın ilk başrolü, Ryan Murphy’ nin yapımcılığını Kardashian ile paylaştığı All’s Fair’in muhteşem bir oyuncu kadrosu var: Glenn Close mu dersiniz, Sarah Paulson mı, Naomi Watts mı, Niecy Nash mi? One Battle After Another ile yıldızlaşan Teyana Taylor da bonus. Bu kadro anormal zengin kadınların boşanma davalarına bakan ve sadece kadınlardan oluşan bir hukuk şirketinin avukatlarını canlandırıyor. (Sarah Paulson düşman firmanın avukatı). Ama bu hikâyede avukatlar da milyarder çünkü bence başka bir şey anlatma yetilerini kaybetmiş artık bu insanlar.
Kılıklara peruklara mekanlara bakması çok zevkli ama diyalog, hikâye, senaryo ararsanız hak getire. Dizinin tamamını fazla kaçmış dolguya ya da kötü yapılmış bir botoksa benzetebilirim, hissi tam olarak öyle. Ama tüm eleştirmenlerin neredeyse “yüzyılın en kötü dizisi” ilan ettiği işin izlenme oranları son derece yüksek ve ikinci sezon onayı aldı bile. Bir Kardashian PR zaferi veya nefret ederek izleme örneği olarak tarihe geçen dizi bakalım kaç sezon daha dayanacak?
All’s Fair
Murdaugh Death in the Family (Disney+): Bu sezonun bir diğer hayal kırıklığı da hevesle beklediğim Murdaugh oldu maalesef. Dizi Amerika’nın güneyinde bir hukuk imparatorluğu kurmuş Murdaugh ailesi ve bulaştıkları suçların gerçek hikayesini anlatıyor. 2023'te geçen olay çoktan bir podcaste ve belgesele konu olmuş, dizisi eksik kalmıştı. Ama Patricia Arquette ve Jason Clarke gibi bir kadroya rağmen ne konuya dair yeni bir şey söylemeyi ne de seyircinin dikkatini tutmayı başaramayan bir iş çıktı ortaya ne yazık ki. Bu podcastten uyarlama dizilerin sadece podcaste güvenmeyip konuya bir katkı yapmaları ve bir bakış açısı sunmaları gerektiğini anlamaları lazım. Yine de gerçek suç meraklıları, özellikle de Patricia Arquette severler izleyebilir.
Murdaugh Death in the Family

