CHP’nin “gölge Adalet Bakanı” verdiği bir röportajda iktidara geldiklerinde adalet ve yargı konusunda yapacakları reformları özetlemiş (Bkz. Ruşen Çakır, Medyascope ).
Bir köşe yazarı ise CHP’nin gölge Adalet Bakanı'nın bu reform önerilerini ağır biçimde eleştirmiş ve son derece palyatif ve tali hususlarla sınırlı önerilerin sorunun özünü tamamen ıskaladığına ve ciddi, esaslı ve anlamlı çözüm önerileri bekleyen herkeste büyük bir hayal kırıklığı yarattığına dikkat çekmiş. (Bkz. Kamil Tekin Sürek )
Hatta yazar, AYM’yi Yargıtay ve Danıştay üzerinde bir “süper temyiz mahkemesi” gibi algılayan “gölge” bakanı “bireysel başvuru” ve insan hakları sistemini tam anlamamakla suçlamış. (Gölge Bakan'ın Anayasa hukuku profesörü olduğunu hatırlatalım.)
Bu arada kendisini CHP’nin gerçekten de Gölge Bakan olarak belirleyip belirlemediğini bilmiyorum.
Yazıda ve röportajda kendisi için bu sıfat kullanıldığı için ben de kullanıyorum.
Gölge Bakan'ın reform önerileri
Gölge Bakan'ın adalet reformu için dile getirdiği öncelikler özetle şunlar:
Hakim ve savcılar için mülakat sınavında sorular kura ile belirlenecek ve sınav kamera ile kayıt altına alınacak ve itiraz halinde kayda bakılacak.
Hakim ve savcılara coğrafi güvence getirilecek. 5 yıl boyunca istemediği halde başka bölgeye verilemeyecek.
Hakim ve savcılarda terfide AYM ve AİHM kararlarına uyum önemli olacak.
AYM’ye bireysel başvuruda ihlal bulması halinde “icra emri”, cezaevinden tahliye ve idari işlemi iptal etme yetkileri verilecek.
Bunların olumlu şeyler olduğunda kuşku yok.
Ne var ki bir kısmı zaten reform bile denemeyecek kadar sıradan ve tali hususlar.
Bir kısmı ise Anayasa değişikliği gerektiriyor.
AYM’ye icrai emir verme yetkileri gibi.
Yazar Kamil Tekin Sürek ise yazısında, asıl beklenen Adalet Reformu'nun, HSK, AYM ve yüksek yargıç seçimlerinin daha objektif, liyakat bazlı ve demokratik olması; hakimler kurulu ile savcılar kurulunun ayrışması, savcıların adliye dışında konumlanması, adalet bakanı ve müsteşarının yani 'yürütme’nin HSK’dan elini çekmesi, yargıç ve savcı seçimlerinde baroların etkin ve demokratik katılımı gibi hususlar olduğuna vurgu yapmış.
Gölge bakanın bunlara vurgu yapmamasından hayal kırıklığı yaşamış.
Eleştirileri haklı görünse de “muhalefete muhalefet etmenin” dayanılmaz konforuna kapılmamak adına ve mevcut anamuhalefet yönetimi üzerine asgari adalet duygusunu hiçe sayar ve asgari bir demokratik rejimle bağdaşmayacak boyuta varan “topla tüfekle” gidilmesini zaten haksız bulduğumdan, ayrıca yorum yapmayacağım.
Yine de sadece şu hususu vurgulamaktan kendimi alamayacağım:
Kamuya alımlarda mülakat ve sözlü sınavın kaldırılması vaadinden vaz mı geçildi?
Eğer CHP iktidara gelir ve hakim-savcılık sınavları dahil, kamuya tüm alımlarda mülakat ve sözlü sınavları kaldırmazsa, beni nasıl frenlerler bilmiyorum!
Aksi halde üniversite hocası olarak, bu sınavlarda haksız biçimde bırakıldıkları için ağlayarak veya gözleri dolarak bana şikayete gelen gençlerin haklarını koruyamamış olurum.
Gerçekçi ve toplumun asli ihtiyaçlarına derman olacak reform işlerinin Boğaz’daki sırça köşk benzeri ofislerden ibaret tecrübelerle olacak işler olmadığını hatırlatmak da zaten bize düşmez.


