Hiyerarşi: Var olma tarzı
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Hiyerarşi: Var olma tarzı

Homojen olmayan ilişkiler, iktidar ilişkileri öyleymiş gibi işleyebilmekte. Sanki en tepe ile en alt kesimler arasında direkt bir ilişki varmış gibi düşünülmektedir. Olmayan ilişkilerin ilişki gibi görünmesi bir yanılsama olmakta olsa bile gerçekmiş gibi işleyebilmektedir

Hiyerarşi: Var olma tarzı
Samuel Beckett

Beckett kelimeleri sırtında gittikçe
daha az taşıyabilmiştir.”

- Gilles Deleuze, L’Epuisé,1992

Bir toplumsal oluşum kendi içinde sadece insanların birlikteliğinden oluşmamakta. İlişkiler, üretim biçimleri, üretim ilişkileri, bireyler-arası münasebetler vb. bu oluşumun içinde yer almaktalar. Her bireyin psikolojik ve psişik durumu da bunlara eklenebilmekte. Sosyolojik olarak sadece ilişkiler değil aynı zamanda ilişkilerin arasındaki hakimiyet ilişkileri de yerlerini almakta. Büyük bir piramit değil, bir sürü piramit ilişkileri yerleşmekte ve işlemekteler. İnsanların aile içi ve dışı ilişkileri arasındaki hakimiyet ilişkileri, evin erkeği veya erkekleri ile kadınları ve kızları arasındaki hiyerarşik ilişkiler, okullardaki öğretmen ve öğrenci arası ilişkiler, öğrencilerin arasındaki güç ilişkileri, hepsi ilişkilerin hiyerarşisi içinde gelişmekte.

Bu şekilde bir toplum bir bütünlük olmaktan çok uzak vaziyette. İçindeki sosyolojik yöntem biçimlerine göre değişken bir şekilde; bireylerin, öğelerin veya eyleyicilerin aralarındaki heterojen yapılar zamanla mevcudiyet kazanmakta. Tarihi olarak (uzun dönem) veya zamansal olarak (kısa dönem) bu ilişkiler yapılandırılmakta ve bilinçlendirilmekte veya bilinçdışına yerleşmekte.

Eski toplumlarda köylünün toprak sahibine bağlanması, toprağa bağlı olup olmaması farkı Batı feodalitesinde ve Doğu köylü toprak rejimlerinde (buna bir zamanlar Asya Tipi Üretim Biçimi adı verilmekteydi) farklılaşmakta. Tarihi olanın dışında daha yakın zamanda gündelik hayatta toprağın ekimi, sulaması ve köylünün bu işlemleri yaparken özel mülk sahipleriyle ilişkilerindeki hiyerarşi toplumsal yapıyı biçimlendirmektedir. Modern toplumlarda cins kimlikleri arası ilişkiler hiyerarşisi erkeğin daha yüksek ücret almasından “mahalle baskısı” olarak işleyen özel yaşamlara kadar hiyerarşinin içine hapsolmuş durumdadır. Sadece şehirlerdeki belli sayıdaki azınlıklar bu yapının dışına çıkmaktadırlar. Bugün bu yapıların kırılmaya başlaması bir değişimin de havasını ortaya çıkarmaktadır.

Kadın erkek ilişkileri, aile yapısındaki geniş ailede veya daha sonra çekirdek ailede hiyerarşik iktidar ilişkileri bu yapılandırmanın mikro boyutunu ortaya koymakta. Bu durum mikro düzeyden makro düzeye doğru yükseldikçe ilişkiler ağı yine kendi içinde hiyerarşilere bağlı olarak işlemektedir. En tepeden alt kademelere doğru inen hiyerarşik ilişkilerde demokratik toplumlarda bu yapı kendi içinde ademi-merkeziyetçi bir şekilde işlerken daha despotik rejimlerde en tepeden başlayan ama aşağıya doğru inerken, hiyerarşik yapının nerdeyse alt kademelerine kadar tepenin sızması söz konusu olmaktadır. Bu durumda, hiyerarşi toplumsal ağlarda farklılaşmak yerine özdeşleşerek ilerlemekte. Gerçekten olmasa da tavan tabana doğru sembolik olarak aşağı katmanlara inmeye ve bu şekilde işlemeye devam etmektedir. Roma İmparatorluğu’nda, İmparatorun heykellerinin her yerde bulunmasından (iktidarın bütün topraklarda temsili) modern toplumlarda bunların yerine devlet başkanlarının fotoğrafların asılmasına ve temsili olarak kullanımına kadar var olan hiyerarşi ülke topraklarına yayılarak imgeleşmekte.

Bu yapının ortaya çıkması demek aynı zamanda hiyerarşinin sembolik de olsa gerçek biçimde varlığını ortaya koyması ve alttakilerde hatta hata yapılan durumlarda alt hiyerarşilerde korku bile yaratabilmektedir. Askeri yapının bir yansıması olarak düşünülebilecek bu tip yapılanmada hiyerarşi en tepedeki generalden çavuşa ve ere kadar giden komuta-emir zinciri benzeri bir durum toplumsal alana yerleşmekte ve bu alanı yapılandırmakta.

Böyle bir yapılanma içinde ilişkilerdeki hiyerarşi çok katmanlı bir şekilde yapılanmakta. Homojen olmayan ilişkiler, iktidar ilişkileri öyleymiş gibi işleyebilmekte. Sanki en tepe ile en alt kesimler arasında direkt bir ilişki varmış gibi düşünülmektedir. Olmayan ilişkilerin ilişki gibi görünmesi bir yanılsama olmakta olsa bile gerçekmiş gibi işleyebilmektedir. Hakikaten var olmayan aslında uzak olan yakınlaşma, bu ilişkileri birebire indirgemektedir. En yakında duran iktidar ilişkileri, aslında sembolik olsalar da, en uzaktan gücünü almaktadır. Bu bir içselleştirme durumunu ortaya çıkarmaktadır. İçinde hissetmektedir taban tavanı.

Onun yakınlığı sevgi ilişkilerini de pekiştirmekte ve ilişkilerde pederşahi bir yapıyı ortaya çıkarabilmektedir. Babasını veya anasını seven ve sayan bir çocuk kadar bu ilişkiler sembolik olarak bir aile ilişkilerine çevrildiğinde Etienne de La Boétie’nin (1548’de yazdığı ve kitabın basımı ise 1576-78’de gerçekleşen) uzun zaman evvel bize sunduğu “gönüllü kulluk” şekline bürünebilmektedir.  Bize şunu ifade etmektedir: Bu ilişkilerde rıza gösterilse bile aslında arzulama söz konusu değildir. Aslında arzu değil rızanın alışkanlıkları sayesinde gönüllü bir şekilde iktidara kulluk yapmak mümkündür. O bakımdan belki de kitlelerin arzuladığı değil, belki de korkudan, belki de alışkanlıktan veya belki de yapılaşmış ilişkiler tarihi olarak bu şekilde işlediğinden dolayı rıza göstermek zorunda kalmaktalardır.

Neticede hiyerarşiyle ve bu toplumsal alandaki ilişkilerin hiyerarşisi içinde bugünkü toplumlar demokratik veya despotik olsun bir şekilde yapılanmaktadırlar. Başka imkanlar veya ilişkilerin altında ezilmenin verdiği psikoloji bir yere kadar mı işlemektedir? Yapı olduğu kadar dekonstrüksiyon (yapıbozum) da bir yöntemin adıdır ne de olsa! Samuel Beckett kelimelerin aşırı-kodlanması altında ezilmekten bıktığını söylemekteydi. Başka anlamlara açılmayı denemekteydi. Belki de “gönüllü kullar” da bir gün kelimelerin yapılaşmış aşırı-kodlanmalarının altında ezilmekten ve onları sırtlarında taşımaktan vaz mı geçeceklerdir? O zaman belki de birey, eyleyici gibi durmaktan çıkarak, bir biçime, “var olma tarzına” dönmeye başlayacak mıdır?

İlgili İçerikler