İsrail, Suriye’de şimdilik hedef küçülttü
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İsrail, Suriye’de şimdilik hedef küçülttü

Şam ve Tel Aviv arasındaki kapsamlı güvenlik anlaşması görüşmeleri hedef küçültüp “gerilimi düşürme” görüşmelerine direksiyon kıvırmış gibi görünüyor. Ankara için geçici de olsa bir zafer, bir soluklanma imkânı. Ama tehdit ortadan kalkmış değil

İsrail, Suriye’de şimdilik hedef küçülttü

Suriye’de Ankara için bir felaketin eşiğinden dönüldü. Tabii “şimdilik” kaydını düşelim.

Plan şuydu: Suriye Geçiş Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 58 yıl sonra New York’ta BM Genel Kurulu’na seslenecek ilk Suriye lideri olacak ve bu oturum sonrasında İsrail ile -ABD arabuluculuğunda- bir güvenlik anlaşması imzalayarak, bir anlamda ülkenin güney kesiminin anahtarını Tel Aviv yönetimine bırakacaktı. Görüşmelere yakın dört kaynağın Reuters haber ajansına verdiği bilgilere bakılırsa, iki ülke arasında güvenlik anlaşmasına varma çabaları, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki Süveyda vilayetinde kendisi için bir “insani koridor” açılmasına izin verilmesi talebi nedeniyle son dakikada sekteye uğradı. Suriye’nin özellikle İsrail’e “insani” amaçlı da olsa bir “kara koridoru” açılması talebini egemenliğinin ihlali olarak değerlendirerek son dakikada reddettiği kaydediliyor.

Ankara için de İsrail’in ABD'nin müttefiki olan Kürt grupların kontrolündeki bölgeleri, Suriye'nin Golan Tepeleri'nden başlayıp Dera, Süveyda, Tenef, Deyrizor ve Ebu Kamal vilayetlerinden geçerek Fırat Nehri'ne uzanan bir koridor üzerinden İsrail'e bağlama planı şimdilik ötelenmiş oldu. Davut Koridoru, ilan edilmiş resmi bir Tel Aviv hedefi olmasa da analistler, Nil Nehri'nden Irak'taki Fırat Nehri'ne kadar uzanan Tevrat'taki bir hududa atfen kullanılan bu koridorun “Büyük İsrail” projesinin bir parçası olarak bu ülkeye bölgesel nüfuzunu arttıracak stratejik bir erişim noktası sağlayacağını, Netanyahu’nun da böyle bir hesapla hareket ettiğini düşünüyorlar.

Diplomatik kaynaklardan İsrail ve Arap medyasına sızan bilgilere bakılırsa, Suriye iye bu koridorun ilk adımı gibi görülen “güvenlik anlaşması” imzalanırsa, İsrail ordusu 1974’te imza edilen ateşkes anlaşmasına uygun olarak, Suriye’de işgal ettiği yerlerden büyük ölçüde çekilecek, ancak bunun karşılığında da Suriye ordusu Şam’dan Süveyda'ya kadar uzanan bölgeyi asker ve silahtan arındıracak, Süveyda Valiliği dahilinde İsrail için bir “insani koridor” kurulmasına izin verecekti. Ayrıca Suriye ordusu, ülkede füze ve hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere stratejik silah konuşlandırmamayı taahhüt edecek, İran'a yönelik hava saldırılarını sürdürebilmesi için hava sahasını İsrail savaş uçaklarına açmayı resmen kabul edecekti.

Geçen hafta detaylı şekilde yazdığım üzere, ABD'nin Şam'a yönelik yaptırımlarını kalıcı olarak kaldırması da biraz bu “güvenlik anlaşmasının” imzasına bakıyordu.

Yine geçen hafta yazdığım şekilde, anlaşma bu şekilde imzalanırsa, İsrail Golan Tepeleri’nden Süveyda’ya, oradan da Suriye’deki ABD desteğinde hareket eden Kürt milislerin kontrolünde bulunan kuzeydoğu Suriye topraklarına uzanan “Davut Koridorunu” üzerinden l yakın bir gelecekte Türkiye’nin bir anlamda komşusu olabilecekti.

Diplomatik çevrelerden geçen hafta yansıyan haberler de Suriye ile İsrail’in, ABD'nin arabuluculuğunda Bakü, Paris ve Londra'da aylarca süren ve nihayet New York'ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu öncesinde hız kazanan görüşmelerin ardından, bir “güvenlik anlaşmanın” genel hatları üzerinde anlaşmaya yaklaştıkları yönündeydi.

Markaj sonuç verdi

Ankara Şara’yı bu amaçla bir süredir -deyim yerindeyse- sıkı markaj altına tutuyor ve yoğun temaslarla -iki ülke arasında bir güvenlik anlaşması imzalanacaksa bile- Ankara’nın güvenliğini tehlikeye atacak şartlar barındırmasına engel olmaya çalışıyordu. O yüzden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM'nin 80. Genel Kurulu'na katılmak için gittiği New York'ta Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Türkevi'nde dahi bir araya gelmişti. New York’ta da “markaj” uygulanan Şara’nın bu ziyareti, Şam’ın güvenlik anlaşması görüşmelerinde Ankara’nın taleplerini dikkate alıp almadığının sinyallerini vermesi açısından önemliydi.

Gelinen noktada, Ankara’nın 2011’den başlayarak Suriye politikasında yaptığı hatalı birtakım tercihler, bu ülkenin bir devletsizliğe teslim olmasına ve güç vakumunda ancak İsrail’in silah oynatabildiği bir ülke haline gelmesine katkıda bulunmuştu. Ankara’nın Suriye’deki -eğitim için dahi olsa- olası askeri varlığını açıkça reddeden Tel Aviv, bu çerçevede daha önce Humus çevresindeki bir havalimanı ile hava savunma üssünü Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının konuşlanmasına izin vermeyecek ve Ankara’ya meydan okuyacak şekilde imha etmişti.

Suriye’nin kuzeyinde askeri üsler kuran, Şam yönetimine muhalif askeri yapılanma olan Suriye Milli Ordusu’nun kuruluşuna ve eğitimine büyük destek veren ve nihayet Esad’ı iktidardan uzaklaştırarak Şara’yı zafere ulaştırdığını zanneden Ankara, bir anda Suriye’de sadece 3 milyon Sünni Arap Suriyeliyi mülteci olarak kendi coğrafyasına almış olarak denklem dışı kalma noktasına gelmişti.

Sürecin geldiği noktadan bakarsak, İsrail’in dayattığı şartlara Şara’nın şimdilik prim vermemiş olması Tel Aviv’i Washington üzerinden belirli ölçülerde de olsa dizginlemeye çabalayan Ankara için geçici bir zafer sayılabilir. Ancak konu kapanmış değil. Şam, yaptırımların kalıcı olarak kalkması için görüşmeleri sürdürecek. Bu arada, Ankara, bir yandan Şara’nın yukarıda detaylarını verdiğim şartlar barındıran bir güvenlik anlaşmasının altına imza atmasına engel olmaya çalışırken, bir yandan da 10 Mart Mutabakatı’na uymasını istediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Washington’a, “Aralık ayına kadar Kürt milislerin Suriye’ye entegrasyonu sonuçlanmazsa, askeri harekata geçebiliriz” mesajını vermeye çalışıyordu. ABD, Beyaz Saray’daki Erdoğan- Trump görüşmesinde, Biden döneminde imtina ettiği itibarı Ankara’ya geri vermiş, abartılı davranışsal jestler ile Türkiye’yi “güvenilir müttefik” gibi hissettirmiş iken Ankara’nın Aralık ayı terminine de fren koymuş olabilir. Ancak “entegrasyon” konusunda da henüz atılmış somut bir adım yok. Kürtlerin entegrasyon öncesinde kendilerine özerkliğin yolunu açacak anayasal garantiler istediği de biliniyor.

Son olarak, Suriye Kürt Ulusal Konseyi (KUK) Başkanlık Kurulu üyesi Naamat Davud, Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’dan görüşme için halen resmi bir davet almadıklarını açıkladı. Davud, “Suriye çok etnikli ve çok uluslu bir ülkedir ve Kürt sorunu, anayasal olarak ele alınması gereken ulusal bir meseledir ve Kürt ulusal hakları anayasada güvence altına alınmalıdır," şeklinde konuştu. Davud, Kürt Ulusal Konseyi'nin temel talepleri arasında “tüm Suriyeliler için çoğulcu, demokratik ve istikrarlı bir Suriye'nin kurulması, yeni anayasada her unsurun kendine özgü niteliğini koruyacağı ve Kürt ulusal haklarının tüm Suriyeli toplulukların haklarıyla birlikte güvence altına alınması gerektiğini,” vurguladı.

“Gerilimi düşürmeye” doğru

Velhasıl, Suriye’nin kuzeyinde “entegrasyon” meselesi kolay çözülecek gibi görülmüyor. Bu şartlar altında, Ankara’nın da Washington üzerinden bastırmasıyla, Şam ve Tel Aviv arasında, yakın vadede, Suriye’nin güneydeki egemenliğini yitirmesine yol açacak kapsamlı bir “güvenlik anlaşmasından” ziyade, yukarıda saydığım maddelerden bazılarını dışarıda bırakabilecek “gerilimi düşürme” amaçlı bir anlaşma imzalanabilir. Zaten ABD’nin Suriye Özel temsilcisi Thomas Barrack da son günlerde, “insani koridor” şartının yer almadığı bir “gerilimi düşürme” anlaşması için çalışıldığından dem vuruyor. Gerilimi düşürme anlaşmasının” İsrail ile Şam yönetiminin müzakere ettiği güvenlik anlaşmasına giden yolda “ilk adım” olacağını belirtiyor.

Zira Washington aslında iyi biliyor ki, İsrail’in “insani koridoru” fırsat bilip Dürziler üzerinden Suriye’nin egemenliğini hiçe sayan bir manevraya girişmesi halinde, Ankara da kuzeyde inisiyatifi askeri yöntemlerle ele alacak bir operasyona girişeceği mesajını net olarak verdi. 

Gerek Şam gerek Ankara şu şartlar altında bir miktar daha zaman kazanmış görünüyor. Ancak ilerleyen süreçte Ankara’nın kaygıları ne ölçüde dikkate alınacak, bu arada Kürt milis güçlerinin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’ın otoritesini tam olarak kabul edip, -adını dahi koymadığı bazı “süreçlerde” geldiği “hukuki çözüm aşamasını” Meclis Komisyonu’nun gündemi yapmaya çalışan- Ankara’nın da onaylayacağı şartlar altında Suriye ordusunun bir parçası olacak mı, bunu zaman gösterecek.

Suriye İnsan Hakları rakamlarına bakılırsa, bölgede Sünni aşiretler ile Dürziler arasında temmuz ayında yaşanan mezhep çatışmaları, infazlar, İsrail bombardımanları ve diğer şiddet olaylarında 2 bin 26 kişi hayatını kaybetmişti. Suriye’nin güneyini Suriye askerleri ve silahlarından arındırmayı hedefleyen İsrail, bir yandan da belirli Dürzi gruplara silah ve para yardımı yapıyor, tüm Dürzi grupları birleştirmeye çalışıyor.

 

 

İlgili İçerikler