Şiddet olgusuyla baş edebilmeye dair
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Şiddet olgusuyla baş edebilmeye dair

Bir bebekten katil yaratan karanlığı ortadan kaldırabilme adına kendini ifade etme olanağı bulamayan öznelerin, şiddeti kullanmak suretiyle ben de varım demelerine son vermek zorundayız. Aksi halde şiddet bir kara delik misali çok daha güçlü bir şekilde bu toplumu kasıp kavurmaya devam edecek

Şiddet olgusuyla baş edebilmeye dair
Atlas Çağlayan ve annesi Gülhan Ünlü (solda) - Mattia Ahmet Minguzzi ve annesi Yasemin Akıncılar Minguzzi

Henüz on yedisinde gencecik bir evladımızı daha toprağa verdik ve ne yazık ki öncekileri hatırladığımızda bu son olmayacak gibi duruyor. Atlas Çağlayan’ın on beş yaşındaki E.Ç. tarafından öldürülmesi ile bir kez daha medyanın tıpkı kadın cinayetlerinde olduğu gibi bütün etik ilkeleri yerle bir ettiği bir süreci yaşamak durumunda bırakıldık. Mağdurun ve ailesinin ifşa edildiği buna karşın olayı gerçekleştiren kişi veyahut kişilerin isimlerinin gizlendiği, fotoğraflarının bantlandığı süreç yeniden devreye sokuldu. Tam bir yıl önce bir başka gencimiz yine benzer bir şiddet histerisinin kurbanı olmuş ve ardından yaşanan süreç içerisinde acılı ailesi de ölüm tehditleri ile baş başa bırakılmıştı. Üstelik her iki olayda da cinayet işlemini gerçekleştirenler de henüz reşit olmamış gençlerdi. İşte tam bu noktada içinde bulunduğumuz günün anısına bir kez daha Rakel Dinç’in biricik aşkı Hrant Dink’in ölümü sonrasında yapmış olduğu konuşmadaki cümleleri anmanın tam zamanıdır: ‘Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim…’ Bebek olduklarını biliyorum cümlesi üzerinden pek çok şey söylenebilir ancak üzerinde durmamız gereken asıl noktanın dünyaya bir çocuk getirmenin ötesinde olduğunu göz ardı etmemeliyiz.

Dünyaya getirdiğimiz o çocuğun kundak ile kefen arasındaki hayat denilen o yolculuğunun en başından itibaren sevgi içerisinde büyüyüp gözetilmek suretiyle geleceğe hazırlanabilmesi meselesini es geçmemek durumundayız. Çünkü sevgisizliğin yarattığı atmosferde büyüyen çocuklar, ilerleyen hayatlarında ne kadar sevgiyle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar daima bir eksiklik hissetmeye devam edeceklerdir. Toplum denilen kavramın içerisinde birbirlerinden çok farklı etnik, dinsel, sınıfsal kompartmanların bulunduğu gerçeği beraberinde toplumsallaşma denilen kavramın da birbirinden farklı çizgiler içerisinde şekillenmekte olduğu noktasını bizim önümüze çıkartacaktır. İşte tam bu noktada Türkiye’nin son yirmi beş yıllık serüveni içerisinde bambaşka bir çizgi içerisinde yol almakta olduğunu ve bu yolculuk esnasında geçmişin yol gösterici değer ve kalıplarının yanı sıra yasal düzenlemelerinin de yetersiz kaldığı bir dönemden geçmekte olduğumuzu akıldan çıkartmamalıyız.

Şiddet olgusu ile baş edebilme adına her fırsatta dile getirilen cümlenin eğitim olması yerinde olmakla birlikte tek başına yetersiz bir noktaya karşılık geldiğini bir kez daha hatırlatmak durumundayım. Çünkü bu ülkede eğitim denilen kurumun kendisinin de içinden geçilen zaman dilimi içerisinde bir hayli kan kaybettiğini ve teknoloji ile yaşadığımız imtihan sonrasında eğitim kurumlarının içinin bir hayli boşaldığını bu vesile ile bir kez daha vurgulamalıyız. İşte tam bu noktada şiddet denilen olgunun toplumsal hayatta neredeyse her alanda karşımıza çıkmakta olduğu gerçeğinden hareketle bu olguyla mücadele edebilme adına her alanda mevzi kazanmak durumunda olduğumuzu belirtmeliyim. Gelecek denilen meçhul yarınlar karşısında olan bitenlere iyimser yaklaşabilecek bir kuşağı yetiştirip yetiştirememiş olduğumuz gerçeği üzerinde hassasiyetle durmalıyız. Çünkü bu nokta beraberinde bu ülkenin çocuklarının, gençlerinin yarınlar için nasıl bir gelecek tahayyül etmekte olduklarını bünyesinde barındırmaktadır. Olayın sadece eğitim yanının bulunmadığını aynı zamanda içinde yaşanılan ülkedeki liyakat, adalet, eşitlik ve hakkaniyet tartışmaları ile yakından bağlantılı bir şekilde kuşakları etkisi altına aldığını da idrak etmek zorundayız.

Tüm bu olup bitenler sadece ve sadece eğitim ile veyahut yasal düzenlemeler ile ortadan kaldırılabilecek işler değildir. Saydıklarımız içinde yaşadığımız dünyanın daha iyi hale dönüştürülebilmesi adına yapılması gerekenler hususunda olmazsa olmazlar olarak kayda geçmekle birlikte onlara eşlik etmesi gereken başka etkenler olduğunu da eklemeliyiz. Bunların başında içinde yaşadığımız toplumun sevgi denilen kavram karşısındaki ideal değerlerle kurmuş olduğu ilişkinin yine içinden geçilen dönemin de etkisi ile iyilikten ziyade kötülüğe daha fazla meyleder bir hale dönüşmüş olması gerçeğidir. Çocuklarımıza, gençlerimize yaşadıklarımızla örnek olmak durumundayız. Aksi halde söylediğimiz her şey kaybolup gitmeye mahkûm kalacaktır ve gördüğünü, duyduğunu öğrenen kuşakların yapıp ettiklerinin arkasında sadece onların özgür iradeleri değil onları yetiştiren bizlerin de etkileri söz konusu olacaktır.

Sevgili gençler kaybedecek bir şeyi olmayan insanlardan daima uzak durun! Dünyada kötülüğe karşı durabilecek tek bir silah vardır o da dürüstlük ve sevgi. Bu yüzden de küçük insanların dünyalarını başlarına yıkmak yerine onları kendi haline bırakmayı tercih edin. Asıl güç parayla, silahla veya yanında taşıdığın insanlarla ortaya çıkmaz. Gücü sağlayan şey kişinin yüreğindeki tortudur ve cesaretin yanı sıra akılla birlikte büyütülmediğinde tehlikeli de olabilecek bir görünüm arz eder. Bu yüzden de damarlarında akan deli kan seni her an kavganın içine çekebilir, bunu engellemek için aklını kullanmayı öğrenmek durumundasın. Küfürlere, meydan okumalara veyahut diklenmelere aldırma! Asıl önemli olan kavga etmek değildir yeri geldiğinde kavga da edilir ve edilecektir. Ancak pisi pisine gitmenin de anlamı yoktur.  Şiddetin kapakları açıldığında bundan herkes zararlı çıkar kimi yaralanarak veya ölmek suretiyle kimi hayatının sonuna kadar yaptığının bedelini ödemek suretiyle hayat denilen yolculuğuna devam eder.

Son bir sözü de siyaset mekanizmasını yürütenlere iletmek durumundayız. Çünkü onlar yasama, yürütme ve yargı denilen erklerin organizasyon süreçleri içerisinde yer almak suretiyle içinde yaşanılan ülkeye ve bu ülkenin yarınlarına yönelik etki yapabilme gücüne sahipler. Kullandığınız söylemden başlayarak, Meclis'teki tartışmalarınıza ve oradaki gerek fiziksel gerekse de sözel şiddet eylemlerinize kadar her aşamada içinde yaşadığınız topluma mal olduğunuzu unutmamak zorundasınız. Bu toplumun insanlarının kendilerini ifade edecek kanallarının açık tutulabilmesi adına başta yerel dinamikler olmak üzere bu dinamiklere olanak sağlayacak merkezi yapıların dolaşıma sokulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Burada spor, sanat, müzik vb. alanların çok daha işlevsel bir hale dönüştürülmesi gerekmektedir. Bunun için de sadece bina dikmek yetmeyecektir bu binaların içerisinde o gençlere yol gösterecek gönüllüleri de yetiştirmek durumundayız.

Eğitim dediğimiz ve her geçen gün biraz daha toplumsal anlamını ve değerini kaybeden kurumu yeniden ayağa kaldırmak durumundayız ki bunun yolu şekilsel uygulamalar yapmaktan veyahut ideolojik angajmanlar üzerinden yürümekten geçmeyecektir! Şiddetin en alt seviyeye indirilebilmesi için topyekûn bir seferberliğe ihtiyacımız bulunmaktadır ki bunun için her kesimin de samimi bir şekilde olan bitene yaklaşması ve bütün angajmanlarını bu uğurda dışarda bırakması gerekmektedir. Bu süreçte yasal düzenlemelere de ihtiyacımız olacaktır ancak bu düzenlemeleri sosyal medya etkisi veyahut ideolojik yaklaşımlardan ziyade insani temel üzerinde yükseltebilirsek daha güçlü bir etki yaratabiliriz. Bir bebekten katil yaratan karanlığı ortadan kaldırabilme adına kendini ifade etme olanağı bulamayan öznelerin, şiddeti kullanmak suretiyle ben de varım demelerine son vermek zorundayız. Aksi halde şiddet bir kara delik misali çok daha güçlü bir şekilde bu toplumu kasıp kavurmaya devam edecektir.

İlgili İçerikler