T24 Haber Merkezi
Limerence, bir kişiye karşı haftalarca hatta yıllarca sürebilen yoğun bir hayranlık ve takıntı hâli olarak tanımlanıyor. Basit bir hoşlanmanın ötesine geçen bu durum, kişinin duygularına karşılık alıp almamasına bağlı olarak keskin duygusal iniş çıkışlara ve zihni meşgul eden düşüncelere yol açıyor. Çoğu zaman romantik bağlamda ortaya çıksa da, platonik ilişkilerde de görülebiliyor.
Bu kavramı 1970’lerde psikolog Dorothy Tennov ortaya koydu ve “aşk hastalığı” olarak tanımladı.
Limerence, Amerikan Psikiyatri Birliği’nin tanı sisteminde yer almıyor, yani klinik bir teşhis olarak kabul edilmiyor. Ancak Sussex Üniversitesi’nde psikoloji alanında çalışmalar yürüten Giulia Poerio, bu yoğun bağlanma hâlini araştırmaya devam ediyor.
The Washington Post’tan Amanda Loudin’in aktardığına göre Giulia Poerio, bu durumu yaşayan kişilerin belirli işaretler gösterdiğini aktarıyor. Kişi, arada bir ilişki olmasa bile sürekli aynı kişiyi düşünüyor, karşılık gördüğünde yoğun bir mutluluk yaşıyor, görmediğinde ise suçluluk ve yas hissediyor. O kişiyi hayatından çıkarmakta zorlanıyor, olumsuz sinyalleri görmezden geliyor ve zihninde ideal bir partner imgesi kuruyor.
Poerio, bu durumun çoğu kişi tarafından ilişkinin erken aşamalarıyla karıştırıldığını ifade ediyor. Kişi sürekli karşısındaki insanı düşünüyor, onunla vakit geçirmek istiyor ve ortak bir gelecek hayal ediyor.
Nottingham Üniversitesi’nde sinirbilim alanında çalışan Tom Bellamy, karşılıklı limerence durumunun başlangıçta güçlü bir bağ yarattığını belirtiyor. Bellamy, bu yoğun duygunun zamanla yerini daha dengeli bir sevgi biçimine bıraktığını ve bu aşamada iletişim, saygı ve bağlılık gibi unsurların devreye girdiğini söylüyor.
Ancak duygular karşılık bulmadığında ve zihinsel meşguliyet günlük yaşamı etkileyecek düzeye ulaştığında durum farklı bir boyut kazanıyor.
Giulia Poerio, bu süreci “zihinsel bir istila” olarak tanımlıyor ve aynı zamanda keyif verici yönü nedeniyle bağımlılık benzeri bir etki yarattığını belirtiyor. Dorothy Tennov’un bulgularına göre limerence ortalama 18 ay ile 3 yıl arasında sürüyor, bazı durumlarda ise çok daha uzun devam edebiliyor.
Tom Bellamy, bu durumun olumsuz sonuçlar doğurabildiğini ifade ediyor. Bellamy, kişinin niyetleri konusunda kendini yanıltabildiğini, karşısındaki kişiye yakın hissetmek için dolaylı yollar aradığını ve bu düşünceleri ruh halini düzenlemek için kullandığını dile getiriyor.
Northwestern Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Alexandra Solomon, dijital platformların insanların ilgilendikleri kişiler hakkında daha fazla bilgiye erişmesini sağladığını ve bunun da bu süreci güçlendirdiğini belirtiyor. Gerçek hayatta sınırlı temas ve belirsizlik de limerence’ı derinleştiriyor.
Tom Bellamy, limerence’ın sıklıkla yanlış anlaşıldığını ve bazı psikiyatrik durumlarla ilişkilendirildiğini ancak bunun bilimsel olarak desteklenmediğini ifade ediyor.
Tedavi konusunda ortak bir standart bulunmuyor, ancak Giulia Poerio bilişsel yeniden değerlendirme yönteminin etkili olabileceğini belirtiyor. Bu yaklaşımda kişi, karşısındaki insanı idealize ettiği haliyle değil, gerçek haliyle görmeye çalışıyor.
Bilişsel davranışçı terapi de kullanılan yöntemler arasında yer alıyor. Terapötik süreçte kişi, düşünce kalıplarını sorguluyor ve alternatif bakış açıları geliştiriyor.
Tom Bellamy, kişinin bu bağ kurduğu kişiyle temasını azaltmasının ve sosyal medyada sınır koymasının faydalı olabileceğini ifade ediyor. Ayrıca o kişi hakkında düşünmeyi ve konuşmayı azaltmanın süreci hafifletebileceğini belirtiyor.



