Senegal Kumrusu
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Senegal Kumrusu

İnsan modern dünyanın içinde sürekli kendini kanıtlamak zorunda bırakılıyor. Nereden geldiğini, neden geldiğini, burada kalmaya hakkı olup olmadığını anlatıyor. Oysa bir kuşun bir dala konması kadar doğal insanın başka bir kıyıya sığınması...

Senegal Kumrusu

Bana Sait Faik’in “Son Kuşlar” adlı hüzünlü hikâyesini düşündüren bir kumru var burada.

Bodrum’daki odamın hemen önündeki bir Jakaranda ağacına her sabah aynı zarif kuş konuyor.

Henüz tam yeşermemiş dalların birinde sessizce duruyor.

Ben gözlerimi açtığımda ise sanki çoktan uyanmış, beni bekliyormuş gibi bana bakıyor.

Bu ağacın ilk tohumlarını buraya yıllar önce Cevat Şakir’in mektup zarfı içinde postayla getirdiği söylenir.

Belki gerçekten öyledir, belki değildir; ama insan bazı hikâyelerin doğruluğundan çok ruhuna inanıyor.

Bahçeme vaktiyle Ferit Edgü’yle birlikte bir el boyunda küçük bir fidan olarak dikmiştik ilk Jakarandayı. Sonra kendim birkaç ağaç daha çoğalttım.

Bodrum’un eski ruhu biraz da böyle kurulmuştu:

Başka yerlerden gelen insanların, burada doğaya yeniden âşık olmasıyla.

Bir dostum bu kuşun “Senegal kumrusu” olduğunu söyledi.

O dostum da bu kasabaya yıllar önce gelmiş bir Hollandalıydı.

Başlangıçta sadece bir yabancıydı belki; ama zamanla denizin ışığına, begonvillere, rüzgârın taş evler arasındaki daracık yollardaki sesine tutkuyla bağlandı.

Gerçekten de “Senegal kumrusu” adı boşuna verilmemiş.

Bu zarif kuşların kökeni Senegal ve Batı Afrika’ya uzanan sıcak coğrafyalara dayanıyor.

Zamanla Akdeniz iklimine uyum sağlayarak başka kıyılara yayılmışlar.

Bu yüzden Bodrum’da penceremin önündeki bir dalın üzerinde duran o küçük kuşun içinde aslında uzak kıtaların izi var.

Belki binlerce kilometrelik göçlerin, rüzgârların ve iklimlerin taşıdığı görünmez bir hafıza…

Tam da bu nedenle Sait Faik’in hikâyesi yalnızca bir kuş hikâyesi gibi okunmuyor.

“Son Kuşlar”da, eskiden adaya gelen, ağaçtan ağaca konan kuşların artık gelmediği; gelenlerin de insanlar tarafından avlandığı anlatılır.

Öyküdeki kuşlar, doğanın masumiyetini ve insan eliyle başlayan tükenişi simgeler.

Sait Faik, kumrunun egzotik uzaklığında insanın kendi yalnızlığını, kırılganlığını ve ait olamama hissini görüyordu sanki.

Onun edebiyatında kuşlar çoğu zaman insan ruhunun sessiz uzantıları gibidir.

Balıkçılar, işsizler, adalılar ve unutulmuş insanlar nasıl görünmeyen bir hüzün taşıyorsa, kuşlar da aynı kırılganlığı taşır.

Bu yüzden Senegal kumrusu, Sait Faik’in dünyasında yalnızca Afrika’dan gelmiş bir kuş değildir.

Biraz yabancılık, biraz zarafet, biraz da insanın içinde taşıdığı uzaklık duygusudur.

Belki en başlangıçtan beri insanlar da kuşlar gibi göç ediyor.

Ben yolu önce Balkanlar’a, sonra İstanbul’a düşmüş bir soyun kaç nesil sonra şimdi Bodrum’daki bir uzantısıyım.

Kimi savaşlardan kaçıyor, kimi yoksulluktan, kimi yalnızlıktan.

Kimisi ise yalnızca ruhunun nefes alabileceği bir iklim arıyor.

Belki de bu yüzden bu kumru bana yalnızca bir kuş gibi görünmüyor.

Daha çok uzak yerlerden gelmiş, benim gibi bu kıyılara sonradan sığınmış sessiz bir misafir gibi görünüyor.

Göçmen kuşlarla insanlar arasında görünmeyen bir akrabalık var sanki.

İkisi de kendilerine uygun bir gökyüzü arıyor.

Ama kuşların farkı şu:

Onlar vardıkları yere kimlik göstermiyor.

İnsan ise modern dünyanın içinde sürekli kendini kanıtlamak zorunda bırakılıyor.

Nereden geldiğini, neden geldiğini, burada kalmaya hakkı olup olmadığını anlatıyor.

Oysa bir kuşun bir dala konması kadar doğal insanın başka bir kıyıya sığınması.

Sabahları o kumruya bakarken aklıma bu geliyor:

Belki insanın memleketi doğduğu yer değil, ruhunun ürkmeden durabildiği yerdir.

Ve belki bazı şehirler, bazı ağaçlar, bazı kuşlar…

İnsana sessizce bunu hatırlatır.

 

İlgili İçerikler